5. 3. MUHASEBEDE DAİM OLMAK (3.Bölüm)
aa. Nefsin Muhasebesi
Nefs ve onun muhasebesi işlemleri, aslında dinin özü, insanın ve insanlığın sırrıdır. Birçok dini hakikat bu temel kavram etrafında oluşturulmuştur. Hakkı tanıyış, nefsi tanıyıştan geçmektedir. Nefsin lehine ve aleyhine olan durumların bilinmesi fıkıh, onun güzelleştirilmesi ahlak, onun Hakka yönelik fiilleri ibadet, dine mugayir hareketleri günah olarak adlandırılmıştır. İslâm dini insan üzerine kurulmuş ise insan denen varlığın şifresi de insan nefsi üzerine konmuştur.
İmam-ı a’zam efendimizin fıkıh tarifine baktığımızda “fıkıh; nefsin leh ve aleyhine olan hususların bilinmesi”[1] şeklinde olduğu görülmektedir.
Kur’anı kerimde nefsle ilgili Şems suresi 8. ayette; فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا” – Ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti”; yine Fussilet suresi 53.ayette; “İnsanlara, afakta (dış dünyada, kainatta) ve kendi nefslerinde âyetlerimizi göstereceğiz” buyurulmaktadır. Hadisi şerifte Cenâb-ı Peygamber ﷺ; “Nefsini bilen rabbini bilir” [2] fermanı ilahisi ile nefsin önemine işaret etmektedir.
Nefs kelimesi nasıl anlaşılırsa anlaşılsın, insanı insan yapan olmazsa olmaz olan en önemli öğelerden biridir. Cenâb-ı Hakkın, nefsi bizzat dizayn ettiği yine Şems suresi 7. ayette bildirilmektedir. “Nefse ve onu dizayn edene (sevva edene) andolsun”– وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا”. Böylesine muazzam bir varlığın hesabını kitabını bizim yapmamız istenmektedir. Elimizdeki mevcut malzemelere baktığımızda, Cenâb-ı Hakkın insana beklide en büyük lütuflarından biri olan ruhu, insanı Cenâb-ı Hakla muhatap olma özelliğini verdiği aklı, insan için bu dünyada Hak adına ne yapması ve nasıl yaşaması gerektiğini bildiren ilahi kitabı, Kur’an-ı kerim bulunmaktadır. Öyleyse muhasebe araçları; Cenâb-ı Hak tarafından dizayn edilmiş nefs, Cenâb-ı Hak tarafından verilmiş ruh, Cenâb-ı Hak tarafından yaratılmış akıl, Cenâb-ı Hak tarafından verilmiş kitap (Kur’an)tır.
İnsan, bu muhasebe araçlarını düşündüğünde kendisinin nerede olduğunu sormadan edemiyor. Her şeyimiz O’ndan (cc), ondan ayrı, onsuz olan bir şey yok ki, insan neyin muhasebesini nasıl tutacak. Muazzam olarak dizayn ettiği ve kendisine fucuru ilham ettiği nefsi, hangi insani güç durdurabilir ki. Hâcegân büyüklerinden Bayezıd-ı Bestami (ks) hazretlerinin “beni Allah’tan kurtaracak kimse yok mu? Diye bağırdıkları rivayet edilmektedir. Bu sırra mazhar insanı kâmiller her anda Cenâb-ı Hakkın varlığını müşahede etmişler ve bir an dahi olsun ondan gayri bir halleri olmamıştır. Nefsin hilelerinde onu veren gücü düşünerek yine ona sığınarak korunmaya çalışmışlardır. Yer gelmiş mağlup olmuşlar ama ardından hemen tevbe etmişler, yer gelmiş galip olmuşlar ama ardından hemen şükrünü eda etmişlerdir. İnsan her halükarda kazanmıştır. Günah işlemiş ise Cenâb-ı Hakkın bu sırrına mazhariyeti ile tevbe ettiğinde tüm günahlar sevaba tebdil olmuştur.
Burada anlatmak istediğimiz husus şudur. Muhteremler, Cenâb-ı Hakkı yalnızca camilere hapsetmek, yalnızca sevaplarda aramak veya ötelerin ötesinde aramak bu dini mübini anlamamaktır. Mezhep imamımız imam-ı a’zam fıkhı tarifte nefsin lehine ve aleyhine olan hususların bilinmesi olarak tarif buyururken, aleyhe olan hususların bilinmesi konusuna ayrıca işaret etmiştir. Aleyhe olan husus kimi zaman soyut okuma ile öğrenilirken kimi zaman yaşanarak öğrenilir. Öyleyse kişi her hal ve kârda, gönül yârda, akıl başta ise Cenâb-ı Hakkın varlığından bi haber geçecek bir saniye dahi zamanı yoktur. Kişi her an onunla hem dem olabilme kudretine sahiptir. Bunu başarmış en güzel model Cenâb-ı Peygamber ﷺ efendimizdir.
Öyleyse muhasebe; aklın, dinin kurallarını algılayarak, nefsin bu kurallara uygun hareketini kontrol etme işlemi olarak tanımlanabilir. Tasavvufi manada muhasebe insanın tüm azalarının görevlerini yaparken Cenâb-ı Hakkın her hal ve kârda tüm eylem ve işlemlerde varlığının müşahade edilmesi halinde olunup olunmadığının tespiti işlemleridir. Bu aşamada nefs de Cenâb-ı Hakkın emri ilahisi ile görevini yerine getirecek, akılda Cenâb-ı Hakkın kendisine yüklediği görevi ifa edecek, yapılması gerekenler yapılacak, Cenâb-ı Haktan yardım istenecektir. Netice fiil nasıl olursa olsun insan meseleyi lehine döndürmeyi bilmelidir. Olumsuz fiilde tevbe etmeli, olumlu fiilde şükür etmelidir. İşte muhasebe, olumlu veya olumsuz fiillerin tespiti işlemi değil de neticede kişi meseleyi lehine döndürebilmiş mi veya döndürememiş mi? Bu ameliyeye tasavvufta muhasebe denilmektedir.
Bu anlattığımız çerçevede Cenâb-ı Hakkın insanın her azasında mevcudiyeti ve insanla birlikteliği düşünüldüğünde ve bu maiyet sırrına eriştiğinde insan artık O’ndan (cc) gafil bir ânım var mı, diye sormaz. İşte insanın gafletinin varlığı ve çokluğu ile muhasebe işlemlerinin çokluğu doğru orantılıdır. Kişinin Allah’tan gafleti artıkça muhasebeye olan ihtiyacı da artar. Acaba ne durumdayım, kendimi bir hesaba çekeyim der. Efendimiz ﷺ günün dörtte birini muhasebe işlemlerine ayırmamızı emretmektedir[2]. O zamanın insanı için buyurduğu muhasebe altı saat iken bugün Hâcegân büyükleri yirmi dört saat muhasebe azdır buyurmaktadır. Yani yirmi dört saat Allah ile bağlantını kontrol etsen yine de yetmez denilmektedir. Zira zamanın insanının hastalıkları “gaflet” gibi bir şekilde çözülebilir hastalıklardan değildir.
Bediüzzaman hazretlerinin buyurduğu gibi zaman iman kurtarma zamanıdır. İnsanların dine ve İslâma bakışı ortadadır. İnsan inanmadığı veya inandığını zannettiği hangi ilkelere bakıp da hangi yanlışlarını düzeltme gayretine girecek. Muhasebe yapabilmek için doğrunun bilinmesi gerekmektedir. Doğru baz alınarak kişi nerede olduğunu, fiilinin ne manaya geldiğini anlayabilecektir. Bu boyuttan bakıldığında bizim tasavvufi manada bahsettiğimiz her anın Cenâb-ı Hakla birlikteliğinin kontrolü çok lüks kalmaktadır. İnsanlık kuru ekmeğe muhtaç iken bizim bal baklavadan bahsetmemiz ne kadar anlamlı olacaktır. Öyleyse muhasebe kavramına değişik işlevlerin yüklenmesi gerekmektedir.
Kişi kendi muhasebesi yanında, en yakınından başlamak suretiyle sorumlu olduğu veya sorumluluk hissi duyduğu tüm hususların muhasebesini yapmalıdır. Zamanın ihtiyaçlarına göre doğru ve şaşmaz kuralları tâlimle dinimizin emirlerini doğru anlayarak, neleri doğru yaptığını veya neleri doğru yapmadığını tespit ederek bugünkü insanları Cenâb-ı Hakka, Cenâb-ı Hakkı bugünkü insanlara sevdirme gayretine girmelidir. Aklını ve fikrini “ben bu ameliyenin neresindeyim?” Sorusuna yormalı ve bu minval üzere cevap aramalıdır. Bu cevap arama işine de Muhasebe denilmelidir.
Birey kendi muhasebesini yaparken aynı zamanda bir diğer kardeşini de yaptığı işin doğruluğu konusunda, sağlama yapmada aktif olarak kullanmalıdır. Bu durum kardeşlik şuurunun artmasına vesile olurken, kişi kendi nefsinin oyunlarından da emin olur. Ortak bir akıl oluşur. Ortak bir velayet oluşur.
Gavs Abdulhakim hazretlerinin Şahı Hazne hazretleriyle yaşadığı bir olay ibret vericidir. Bir gün Şahı Hazne hazretleri talebesi Gavs hazretlerini alır ve kıra çıkarlar, tenhada Şahı Hazne hazretleri Gavs hazretlerine; sana bir soru soracağım ama bana doğru söyleyeceksin derler. Şu etraftaki tüm canlı ve bitkiler şahit olsun ki bana doruyu söyleyeceksin buyururlar. Gavs hazretleri merakla ne soracaklarını anlamaya çalışırken bir yandan da kendilerinden geçerler, etraftaki canlıların ve bitkilerin şahit olacağı şey neydi ki diye. Ardından Şahı Hazne hazretleri, bunca yıldır talebemsin, bende bunca yıldır İslâma mugayir bir hareket gördün mü, diye sorar. Gavs Hazretleri biraz rahatlar ve cevaben; değil İslâma mugayir bir fiil, azimet olmayan bir harekete dahi şahit olmadım efendim derler.
Şahı Hazne gibi büyük bir Allah dostu, zamanın gavsı olacak bir zata kendisini soruyor. Burada çok değişik durumlar var ama biz meseleyi muhasebe açısından ve ortak velayet açısından değerlendirmek istiyoruz. Şahı Hazne hazretleri kendisinin muhasebesini kendisi yapmış olmasına rağmen bir diğer kardeşine hem de talebesi hükmünde bir kişiye kendisini kontrol ettiriyor. Kendi denetimini başkasına yaptırma ihtiyacı duyuyor. Büyüklük burada sevgili arkadaşlar. Şimdi hangi grubun lideri, kendisi hakkında söz söyletiyor. Bu yüzden bugün dinin ve İslâmın anlaşılması ve yaşanması konusunda ciddi sıkıntılar çekilmektedir. Bireysel velayet iddiaları etrafında toplanmış bölünmüşlük. Bu durum Cenâb-ı Hakkın hoşuna gitmediği için bugün insanlığa umut olacak çığır açacak bir hareket oluşamamaktadır.
bb. Cemaat veya Toplulukların Muhasebesi
Tasavvuf genel olarak şahsın velayeti etrafında toplanmaktadır. Zamanın, insanı kâmilinin yaşadığı hale ve etrafındaki kişilerin o halle hem dem olmasına tasavvuf denilmektedir. Zahirde böyle olmasına rağmen Hâcegân pirleri, kendi velayetleri yanında insanları doğru yola çağıran hak bir topluluğun oluşumuna da ayrıca önem vermişlerdir. Cenâb-ı Hakkın huzuruna yalnız çıkmak yerine yanında getirdiği arkadaşlarıyla birlikte huzura çıkmayı önemsemişlerdir. Bir kişinin velayeti üzerine kurulu tasavvuf ve tarikatlar gün be gün eriyip gitmektedirler. Grubun velayeti üzerine, ortak bir aklın oluşturulduğu, istişareye dayalı topluluk ve cemaatlerin insanlığın umudu haline geldiği ve Cenâb-ı Hakkın bu cemaatler üzerinde bir yardımı olduğu görülmektedir. Dikkat edilirse modern dünya bile bugün kişilerin hâkimiyeti yerine toplulukların hâkimiyeti sistemine geçmiş bulunmaktadır. Krallıklar, toteriter sistemler bir bir yıkılmış yerini istişareye ve çok insanın yer aldığı, seçimlerin olduğu sistemlere geçilmiştir. Buradan Gavs Abdulhakim hazretlerinin (ks) buyurduğu şu husus anlaşılmalıdır. Şeyhlik kapısını kapatın dostluk kapısını, arkadaşlık, birlikte yaşama, beraber iş yapma ve karar alma kapısını açın.
Bireysel muhasebeler yanında grupların cemaatlerin veya toplulukların kendi muhasebelerine de ayrıca önem verilmelidir. Bugün hukuken oluşturulan şirketlerde bile yönetim kurulu varken, bu kurul dışında oluşturulan denetim kurulları da vardır. Bu insanlığın yıllardır yaşadığı tecrübelerin ve aklın vardığı son noktadır. Bugün hangi cemaatin bu tarz eksikliklerini dile getiren, bir öz eleştiri yapan insanları veya kurulları vardır. Bu yüzden grup veya cemaatler kısır döngü içerisinde bir veya birkaç kişi etrafında dönüp durmakta, kendisini yenileyememektedir. Nasıl ki bir insan kendi denetiminin sağlaması için başka bir insana ihtiyaç duyuyorsa, bugün bir cemaat, kendi muhasebesi için niçin kardeş bir cemaatin tavsiye ve telkinine ihtiyaç duymuyor. Lafa geldi mi kardeşlikle ilgili ayet ve hadisler havada uçuşurken yapılan bir yanlış dile getirildiğinde nerdeyse dile getiren, küfürle samimiyetsizlikle itham edilmektedir. Bugün bu bölünmüşlük Cenâb-ı Hakkın hoşuna gitmemektedir. Bireysellik yerine grupsal birliktelik daha rahmeti celbetmektedir. Hadisi şerifte Peygamber Efendimizin ﷺ buyurduğu gibi bugün cemaatler mesailerinin en az dörtte birini bu muhasebe işleriyle meşgul etmelidirler. Bu muhasebeyi yapacak kişilerinde yönetimi oluşturan kurulların dışından olması aklın, dinin ve vicdanın vardığı son noktadır. Kişinin kendi kendisini denetlemesi ne kadar mantıklı ve kişiyi ileri götürücüdür. Bu sebeple cemaatlerin yönetim kurulları dışında diğer kişilerin dile getirdikleri hususlar asla ve asla göz ardı edilmemelidir.
Hâcegânın kadim fikriyatı üzerine kurulu olan Hâcegân Vakfı; bireysel velayet yanında kendisine teknik konularda danışmanlık yapacak üniversite hocalarından ve teknik kişilerden oluşan 5 kişilik “Danışma Kurulu” [3] nun yanında, 16 kişilik “Âlimler ve Âkiller Kurulu” [4] nu oluşturmuştur. Bu kurulda; üniversite hocalarından, sivil toplum kuruluşları ile sivil toplumun kanaat önderlerine, âlimler başta olmak üzere işçisinden, sanatkârına, memurundan iş adamına ve yüksek bürokratına kadar toplumun âlimleri ve âkilleri yer almaktadır. Hâcegân-ı Âli Meclis de denilen bu heyet; milletin ve memleketin sorunları başta olmak üzere bütün insanlığı ilgilendiren sorunlar ve çözümleri konusunda başvurulan aksakallılar meclisidir. Özellikle hassas konularda, doğru istikamet üzere hareket edilmesi için kendisine müracaat edilen heyettir.
Muhasebe kavramı içerisinde bugün eleştiri diye adlandırdığımız bir terimde yer almaktadır. Kişi öz eleştirisini yapmakla birlikte diğer insanların kendisi hakkındaki eleştirilerini de dikkate almalıdır. Cemaat bazında, cemaatin önde gelenlerinin yaptıkları muhasebe yanında, bu kişilerin dışındakilerin yaptığı muhasebe ve eleştiriler bir o kadar önemlidir. Bu zamanda bu tarz yapılan muhasebe, Hakkın rahmetini en çok celbe vesile ibadet olmasına rağmen kişiler veya topluluklar tarafından en çok gözden kaçırılan önemli hususlardan belki de en önemlisidir.
Netice olarak; çok zikir, çok fikir, çok ibadet ama ille de muhasebe, muhasebe…
Hâce-i Hâcegân [5]
Hâcegân Vakfı Genel Başkanı
[1] Aliyyu’l-Kâri, Şerh-u Fıkhi’l-ekber, s. 49.
[2] Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, c. 2, s. 262, no: 2532.; Aliyyü’l-Kârî, Mirkâtü’l-Mefâtih, c. 1, s. 152.; İmam Mâverdî, Edebü’d-Dünya ve’d-Din.; Ebû Talib el-Mekkî, Kûtü’l-Kulûb, c. 2, S. 68-80.
[2] Peygamber Efendimiz ﷺ bir hadisi şeriflerinde; “Akıllı şu kimsedir ki, günü dörde ayırıp, birincisinde, yaptıklarını ve yapacaklarını hesap eder. İkincisinde, Allahü Teâlâya münâcât eder, yalvarır. Üçüncüsünde, bir sanatta veya ticârette çalışıp, helâl para kazanır. Dördüncüsünde, istirâhat eder ve mubâh olan şeylerle kendini eğlendirip, haram şeyleri yapmaz ve onlara gitmez”. Hadis metni için bkz: İmamı Gazâli, Kıyamet ve Ahiret s.64.
[3] Danışma Kurulu için bkz: https://haceganvakfi.org/danisma-kurulu/
[4] Âlimler ve Âkiller Kurulu için bkz: https://haceganvakfi.org/alimler-ve-akiller-kurulu/.
[5] Hâce-i Hâcegân: Hâcegân yolunun hocası.

HÂCEGÂN ÂLİ MECLİS

Hâcegân Âli Meclis; diğer adıyla Hâcegân Vakfı Âlimler ve Âkiller Kurulu, üniversite hocaları, sivil toplum kuruluşları ile sivil toplumun kanaat önderleri ve âlimler başta olmak üzere işçisinden, sanatkârına, memurundan iş adamına ve yüksek bürokratına kadar toplumun âlimlerinin ve âkillerinin bir araya geldiği heyettir.
Vakfın istişare organıdır. Sayısı 16 kişiden oluşmaktadır. Oluşumu, Vakfın faaliyete başlama tarihinden öncedir. Hâcegân Vakfı; Meclisin olumlu görüşleri üzerine memleketin ihtiyaçları doğrultusunda vatanı ve milletine âşık, kendi öz değerleriyle çatışmayan yeni Türkiye’nin donanımlı ve özgüvenli nesillerinin yetiştirilmesine katkıda bulunma çalışmaları kapsamında kurulmuştur. Vakfın kurucular meclisi de denilmektedir.
Meclisin Başkanı; Hâcegân Vakfı Genel Başkanlığını yürüten kişidir. Milletin ve memleketin sorunları başta olmak üzere bütün insanlığı ilgilendiren sorunlar ve çözümleri konusunda başvurulan aksakallılar meclisidir. Bu sebeple Hâcegân-ı Âli Meclis denilmektedir. Vakfın faaliyet alanlarında, özellikle hassas konularda, doğru istikamet üzere hareket edilmesi için kendisine müracaat edilen heyettir [1].
Meclisin sekreteryasını Hâcegân Vakfı Genel Sekreterliği yürütür. Genel Sekreter Meclisin doğal üyesidir.
Meclis üyeliklerinin boşalması halinde yeni üyenin seçilmesi işine Meclis karar verir. Seçim iş ve işlemlerini vakıf genel sekreterliği yürütür. Meclis Başkanının gündeme alması sonucu teklif edilen üyeler oylanarak yeni üye belirlenir.
[1] Cenab-ı Hak (cc) Kitabı mübininde “Onların işleri kendi aralarında istişareyledir.” [Şura, 38] buyurmaktadır. Yine Cenabı Peygamber (sav) bir hadisi şerifinde: “Allah bir yönetici için hayır diledi mi ona doğru sözlü bir danışman nasib eder. Bu, ona unutunca hatırlatır, hatırladığı zaman da yardım eder. Allah bir yöneticiye de hayır dilemezse, kötü bir danışmanı musallat eder. Bu danışman, ona unuttuğunu hatırlatmaz, hatırlayınca da yardımcı olmaz.” [Ebû Dâvud, Harâc 4, (2932); Nesâî, Bey’at 33, (7,159).] buyurmaktadır.
Anılan hükümler uyarınca Meclis; bir taraftan Vakfın idaresinde isabetli karar alınmasında istişare organı iken diğer taraftan da kadim kültürümüzün ve yukarıda arz edilen ayet ve hadisi şerifte belirtilen hususların örnek uygulamasının ortaya konulması kapsamında ayrıca önemli bir faaliyeti icra etmektedir.
HÂCEGÂN NE DEMEK?
Terim Tanım
Hâce, bugünkü yaygın kullanımı ile hoca demektir. Hâcegân ise hâcenin çoğulu hocalar şeklinde tanımlanmaktadır. Hâce kelimesinin kökeninin nereden geldiği konusu tam olarak bilinmemekle birlikte kaynaklarda çeşitli rivayetler yer almaktadır[1]. Öz anlatımla Hâcegân; asrın bilginlerine, mütefekkirlerine, münevverlerine, ariflerine, âşıklarına en üst seviyede verilen bir isimdir
Tarihin seyri içinde Hâcegân isminin ortaya çıkışı, Orta Asya ve Maveraünnehr dediğimiz bu bölgede Ali Fârmedi hazretlerinden sonra Yusuf Hemedani hazretleri ile başlamıştır. Kendisine Hâce Yusuf Hemedani denilmiştir. O’nun bir halefi Hâce Ahmed Yesevî, diğer bir halefi Hâce Abdulhâlık Gucduvânî vasıtasıyla manevi miras yayılmış ve devam etmiştir. Hâcelikte; Peygamberimizin (sav) şahsı gibi hem velayete bakan manevi yön hem de devlet adamlığı, siyaseti ve komutanlığı gibi zahire bakan yön bulunmaktadır. Bazı zamanlarda mana ile zahir ayrı ayrı kişilerde toplanırken bazen mana ve zahirin tek kişide toplandığı şahsiyetler de olmuştur.
Hâcelikte; zahir ile mana bir şahsiyette toplandığı için mavera denilen bölgede kurulan muhtelif İslâm devletlerinin teşkilâtlarında idari bir terim olarak da kullanılmıştır. Özellikle Sâmânîler, Gazneliler ve Selçuklularda hükümdardan sonra gelen vezir bu unvanla anıldığı gibi diğer bazı resmî ricâlin de unvanı olmuştur. Örneğin, Selçuklularda devletin birinci adamı ve sultanın mutlak vekili olan vezire “Hâce” denilmiştir. Nizâmülmülk’e “Hâce” veya “Hâce-i Büzürg / Büyük Hoca” diye hitap edilmiştir. Nizâmülmülk’ün Siyasetname adlı eserinde bürokrasi mensubu memurlar da Hâce veya Hâcegân şeklinde isimlendirilmiş, Hâcegâna mensup kimselerin “Hâce-i Saîd, Hâce-i Reşîd, Hâce-i Kâmil” gibi lakaplarla anılmaları gerektiği belirtilmiştir[2].
Harizmşahlarda da büyük ricâle ve vezirlere Hâce denilmiş, büyük vezir “Hâce-i Cihân” şeklinde anılmıştır. Yine İlhanlılar, Timurlular, Karakoyunlu ve Akkoyunlular da Hâce unvanını kullanmışlardır. Hatta Hindistan’da kurulan sultanlıklar da bile bu Hâce unvanı kullanılmış sultanlarına “Hâce-i Cihân” denilmiştir[3].
Hâce veya hoca unvanı resmî kullanış dışında çok değişik şekillerde farklı zümreler arasında da yaygınlık kazanmıştır. XII. yüzyılda “sahip, efendi, tahsil görmüş kişi” anlamlarında kullanılarak “kadılar, imamlar, şehir reisleri” bu lakapla anılmıştır. Anadolu Selçuklularında ticaretle uğraşanlar ve zanaat ehli olanlar özellikle şehrin divan görevlileri arasında yer alan büyük tacir üstatlarına Hâcegân denmiştir. “Hâce-i Bâzâr” tabiriyle esnaf ve tüccar erbabı kastedilmiştir. Köylerde ve şehirlerde kanaat önderlerine bir dönem Hâce denilmiştir[4]. İlerleyen yıllarda Hâce kavramı bazı farisi bölgelerde itibarsızlaştırılmaya, uygunsuz kişilere lakap olarak verilmeye çalışılsa da[5] “Hâce-i Cihân, Hâce-i Kâinat, Hâce-i Düserâ, Hâce-i Rusül, Hâce-i Âlem”[6] gibi Peygamberimize (sav) ait sıfatların ve İslami değerlerin ağır basması sonucu neticede başarılı olunamamıştır.
Türkçe’de lakap olarak hem özel isimden önce (Hoca Ahmet, Hoca Nasreddin, Hoca Sâdeddin gibi) hem de -daha çok XX. yüzyıl Türkçesi’nde- özel isimden sonra da (Nasreddin Hoca, Hüseyin Hoca, Hasan Hoca gibi) kullanılmıştır. Ayrıca bazı tarikatlarda birçok tarikat büyüğü ile şeyh ve pîri bu unvanla anılırken “Hatm-i Hâcegân, Silsile-i Hâcegân” gibi terkipler içinde de çoğul olarak yer almıştır.
Köprülü’ye göre Hâcelik; Abdulhâlık Gucduvânî ve Ahmed Yesevî silsilesinden gelenlere, tarîkat-ı Hâcegân olarak adlandırılan Nakşibendî tarikatına mensup büyük mürşitlere verilen ünvandır[7]
Osmanlıda da daha önceki Türk-İslâm devletlerinde olduğu gibi “Hâce” unvanı kullanılmış ve bürokraside görevli üst memurlara Hâcegân denilmiştir. Hâce unvanı, Osmanlı döneminde yaygın biçimde “Hoca” şeklinde kullanılmıştır. Özellikle mektep muallimleri ve medrese uleması bu unvanla anılmıştır. Şehzade muallimlerine “Hoca” denilmesinin sebeplerinden birisi de “Hâce” unvanının tarihi anlamından kaynaklıdır. Şehzade tahta çıktığı zaman ders aldığı âlimlerden birini kendisine hoca olarak seçer ve bu kişi “Hoca-i Sultânî”, “Padişah Hocası” unvanıyla anılır, teşrifatta da şeyhülislâma denk kabul edilirdi. Bunların görev ve tayinleri ile kendilerine tanınan imtiyazlar hakkında Fâtih Sultan Mehmet Han bir kanunname çıkarmış ve bu kanunnameye “Hocazâdeler Kanunu” denilmiştir[8].
Istılahi Olarak Hâcegân
Toplumlar kültürleriyle tarih sahnesinde yerini alabilirler. Ne kadar zengin bir kültüre sahipseler o kadar köklü bir derinlikleri olur. Kültürüne yabancı, kültüründen uzak bir millet, köksüz bir bitki gibidir. Hemen, asıldığında, kopuverir. Hâcegân, geçmiş kültürümüzden bize mirastır. Bizi geçmişimizle irtibatlayan, alakalandıran, tarihimizin derinliklerinden gelen zengin bir kültürdür.
Bu kültürün kaynağı, membaı İslam’dır. Kur’ân ifadesiyle Allah’a giden yolda, hakikat yolunda Hâcegân; “peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih kimseler [9]”dir.
Hâcegân silsilesinde, peygamberler, ashap, ehlibeyt ve evliyaullah, önemli duraklardandır. Dolayısıyla onlarla özdeşleşmiş bir isimdir. Bu silsilede, rabbani zincirde ilk halkada peygamberleri görüyoruz. İnsanlığın hidayet rehberi en hakiki, en kâmil mürşidleri peygamberlerdir. Âdem (as) ile başlayan bu silsile Efendimize (sav) kadardır. Bu sebeple Efendimizin (sav) bir ismi “Hâce-i Kâinattır”, kâinatın hocasıdır. Diğer bir ismi ise “Hâce-i Rusüldür”, peygamberlerin hocasıdır.
Peygamberlerden sonraki rabbani zincirin ikinci halkasına “Ashab-ı Kiram” diyoruz. Efendimizi (sav) baş gözüyle görmüş, onunla sohbetleşmiş, hasbihal etmiş kutlu topluluk. Ashaptan sonra kıyamete kadar gelecek üçüncü halkaya da “Saadatı Kiram” diyoruz. Saadete, selamete, hidayete ermiş topluluk. Kur’an’ın sıddıklar, şehitler ve salihler diye zikrettiği bu topluluğun ismidir.
Hâcegân, bir dönem sadece ilahi silsilenin üçüncü halkasında yer alan kişilerle tanınmıştır. Hâcegân geleneği, Orta Asya ve Maveraünnehr dediğimiz bu bölgede Yusuf Hemedani hazretleri ile tanınmıştır. Yani Cenâb-ı Peygamberden Hazreti Ebubekir Sıddık (radıyallahu anh) vasıtasıyla devam eden bu saadat zincirinde Hâcegân ekolü Ali Fârmedi hazretlerinden sonra Yusuf Hemedani hazretleriyle tanınmaya başlamış ve O’nun bir halefi Hâce Ahmed Yesevî, diğer bir halefi Hâce Abdulhâlık Gucduvânî vasıtasıyla yayılmış ve devam etmiştir. Ta ki bu anlayış, bu kültür, bu zaviye Hoca Muhammed Bahauddin hazretlerine kadar devam etmiştir. Hâce Bahauddin hazretleriyle birlikte bazı anlayışlarda ve dolayısıyla uygulamalarda yapılan değişikliklerden sonra bir isim değişimi olmuş ve bu ekole Nakşibendilik denmiştir. Aslında Hâcegâniyye ekolü Nakşibendiliğin içinde mündemiç bir özdür.
Bu hususlar dikkate alındığında Hâcegân salt bir cemaat ve tarikat anlayışı değildir. İçinde geçmişten bugüne gelen dini, milli, tasavvufi kültürleri mezceden, bunları birleştiren bir yoldur. Her zamanda hakkı üstün tutan bir topluluk bulunsun fehvasınca Hâcegân hak üzere bir araya gelmiş topluluğa verilen isimdir. Hâcegânı diğer topluluklardan ayıran özelliği ise Efendimizden (sav) bozulmadan nesilden nesile aktarılarak gelen İslam mirasına sahip salih insan, varisi nebi dediğimiz insanı kâmil anlayışıyla yoğrulu, İslam medeniyetinin yaşatıldığı velayet anlayışını bünyesinde barındıran yaşayan bir zamanın Hâcesinin varlığıdır.
İnsanı kâmil anlayışına sahip Hâce, zülcenaheyndir. Çift yönlü, çift kanatlıdır. Kendisinde hem zahir dediğimiz Efendimizin (sav) devlet adamlığı, siyaseti, komutanlığı ve diğer yönleri hem de mana dediğimiz İslam’ın manevi mirası bulunur. Hakikatte İslam bir bütündür. İçerisinde devleti, siyaseti, ibadeti ve ukubatı toptan barındırır. İslam’ın hâkim olduğu dönemlerde her iki yönün aktif olarak işletildiği ancak devletlerin İslam’dan uzaklaştıkları dönemlerde Müslümanlık sadece ibadet olarak algılandığı için zahir denilen yön pasif kalmaya mahkûm edilmiştir. Zaman zaman bu iki yön birbirinden ayrışmış, zahir ve mana iki ayrı kişide toplanmıştır. Ne zaman ki bu iki sıfat Efendimiz (sav) ve râşit halifeleri gibi tek insanda toplanmış o zaman yeryüzü sadece Müslümanlar için değil tüm insanlık için de saadet yurdu olmuştur.
Ayeti kerimede buyrulan “kâfirler istemese de Allah (cc) nurunu tamamlayacaktır [10]” ifadesindeki nur kelimesi hem insan hem de İslam’ın hükmü olarak tefsir edilmiştir. Bu iki anlamdan hareketle Allahu Teâlâ önce insanı, tıpkı Efendimiz (sav) ve sahabe dönemi gibi yeniden canlandıracak ve zamanın bu kâmil insanları vasıtasıyla da yeryüzünde hükmünü hâkim kılacaktır.
İşte insanlığın tamamlanmasında rol oynayacak bu mayaya biz kısaca Hâcegân diyoruz. Bu maya ile yeniden özüne dönen insan, Rabbisinin emrine imtisal ile ayeti kerimede geçen nuru da tamamlayacaktır inşallah.
Bu manada Hâcegân Vakfı bir fikir ocağıdır. Günün kâmil insanları mesabesindeki zamanın hâcelerinin her an hay olan Cenabı Hakla yaşadıkları aşk ocağından elde ettikleri sıcak, mis kokulu ekmek misali, o demden elde edilen taze ve katışıksız muhabbet kokan o fikirlerin husule geldiği yerlerdir. Vakfın binaları gönüllerdir. Binalarla, okullarla, kurslarla vakit kaybetmez. Binalara değil insanlara yatırım yapar. Okulu, kursu, tekkesi gönlüdür. Seyyardır. Her yere sığar, açar kurar o demi yaşar yaşatır. Yer geldi mi hemen toplar, kapatır, pratiktir. Onun için bir insan dahi olsa önemlidir. Bir insan uğruna binlerce bina, okul, kurs feda edilebilir. Binalar, okullar, kurslar adı altında insanların feda edilmesine karşıdır.
Bu maya bir fikir mayasıdır. Sahibi Hace-i Kaniat Muhammed Mustafa’dır. O, ashabı güzini mayalamış, ashab da sonraki zamanın hâcelerini mayalayarak günümüze kadar bozulmadan gelmiştir. Tıpkı sütün yoğurtla mayalanması gibi. Bugün sağlıklı maya ile mayalanan yoğurt, bembeyaz ve tadı da ilk günkü yoğurdun tadındadır. Hâcegân Vakfı fikriyatı, bu maya misalidir. Nasibi olan herkesi mayalama gücüne sahiptir. Abı hayat gibidir. Serin, soğuk su gibidir. Her derde şifadır. Zira insanlığın tüm hastalıklarının sebebi iman zafiyetindendir. Allaha (cc) inandım diyen çoktur ancak Allah (cc) varmış gibi yaşayan azdır.
İşte zamanın Hâcesi, aşk ocağı denilen gönülden, her an hay olan ve tenezzülen iskan buyuran Cenabı Hakla yaşadığı anın deminden, anın hikmetini ve hakikatini istinbat edebilen, getirebilen kişidir. Bu dem sonucu çıkan yepyeni sıcacık bu fikirler 70 yıl ibadet gücündedir[11]. Pas sökücü, çamaşır suyu mesabesindedir. Hasta kalplere şifa, paslı gönüllere cila hükmündedir. Bugün insanlığın ihtiyacı, zamanın münevver, mütefekkir, Allah adamları dediğimiz zamanın hâcelerinin getirdikleri anın hikmeti mesabesindeki fikirlerdir. Bu adamlardan doğan fikirler, hayat suyu gibi önce kendilerini hay eder, yeniden diriltir, ateşlerini, hararetlerini söndürür. Sonra hak vergisi, bitmeyen ve tükenmeyen bu suyun, bereketini Cenabı Haktan bilerek susuz çoraklaşmış gönüllere ulaştırma gayreti içerisine düşer.
Bilir ki, ateşi de veren O dur. Suyu da veren O’dur. O’ndan O’na deveran eden O’dur. Yeter ki ortada sen olmayasın, ben olmayayım, hep O, olsun.
…..
Ademliktir [12] insanı âdem [13] yapan,
O demdir âdemi ayakta tutan,
Demi demdir bu âlem,
Ademi âdemler doğuran,
Hâce-i Hâcegândır, yâri dost besti best.
Hülasadır insan bu kevni âlemin,
Hz. insandır gaye-i kelamı kadimin,
İnsanı hazret yapan tohumudur kâmilin,
Hâce-i Hâcegândır, dostu yâr besti yâr.
…..
Hâce-i Hâcegân [14]
Vakıf Genel Başkanı
[1] İpşirli Mehmet; Hâcegân, İslam Ansiklopedisi, C.14, s.430. Ayrıca rivayetler için bkz.
[2] Beyhaki, Muhammed b. Hüseyin; Tarih (neşreden: Kāsım Ganî – Ali Ekber Feyyâz), s. 218-219
[3] Konukçu, Enver; Hâce-i Cihan; İslam Ansiklopedisi, C.14, s.429.
[4] Dıa, Hoca, İslam Ansiklopedisi, C. 18, s. 186.
[5] Sümer Faruk; Hâce Sera, in: Ağa, İslam Ansiklopedisi, C.1, s.451.
[6] Dıa, Hoca, İslam Ansiklopedisi, C. 18, s. 186.
[7] Köprülü, M. Fuad; “Hâce”, İslam Ansiklopedisi, C. V/1, s. 24.
[8] Dıa, Hoca, İslam Ansiklopedisi, C. 18, s. 186.
[9] Nisa Suresi 69. Ayet; “Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdirler; bunlar ne güzel arkadaşlardır!”
[10] Saf Suresi 8. Ayet.
[11] İbn Abbas ve Ebu’d-Derda’dan rivayet edildiğine göre “Bir saat tefekkür yetmiş yıl ibadetten hayırlıdır.” Bkn:. Aliyyu’l-Kārî, Esrâru’l-Merfû’a, 175; Suyutî, Camiu’s-Sağir, II/127; Aclûnî, I/310.
[12] Adem; yokluk.
[13] Âdem; insan, insanı kâmil.
[14] Hâce-i Hâcegân: Hâcegân Yolunun Hocası.

Hâcegân Vakfı Nedir?
HÂCEGÂN VAKFI
21 Haziran 2022 tarihli Resmi Gazetenin ilanıyla faaliyete başlayan Hâcegân Vakfı, daha çok üniversite hocaları, sivil toplum kuruluşları ve sivil toplumun kanaat önderleri ile âlimler ve âkillerden müteşekkil istişare heyetinin olumlu görüşleri üzerine memleketimizin ihtiyacı olan birlik, dirlik ve huzurun tesisine katkıda bulunmak üzere kurulmuştur.
İsminden de anlaşılacağı üzere Hâcegân vakfının yolu, Hâcegân yolu, hocalar, âlimler yoludur. İlmin, bilimin yoludur. Bu yol Anadolu’nun öz damarıdır. Horasan yolu olarak da adlandırılan bu yolda hak üzere bir araya gelmiş âkil insanların kurduğu bir vakıftır. İlk öncüler arasında “li hikmetin” rabiatül adeviye misali hanım kardeşlerimiz de yer almaktadır.
Vakıf senedinin 4. maddesinde vakfın gayesi; “insanların ilmî, ahlâkî, dinî, sosyal, kültürel ve manevi yönden gelişimlerine yardımcı olmak ve huzurlu bir toplum oluşmasına katkıda bulunmaktır. Bu katkının gerçekleştirilmesinde “Hâce Abdulhâlık Gucduvânî” ve “Hâce Ahmet Yesevî” ile “Hacı Bektaşi Veli” ve “Hacı Bayramı Veli” gibi toplumda genel kabul görmüş büyük insanlar ilham kaynağı olarak görülür.” denilerek başkaca izaha yer bırakmayacak şekilde açık ve net tanımlanmıştır.
Hâcegân Vakfı; vatanı ve milletine âşık, kendi öz değerleriyle çatışmayan yeni Türkiye’nin donanımlı ve özgüvenli nesillerinin yetiştirilmesine katkıda bulunma gayreti içerisinde olan bir ocaktır. Tüm gruplara eşit mesafededir. Organik hiçbir grupla/cemaatle bağlantısı olmamasına rağmen tüm grupları ortak değerler çatısı altında bir olmaya çağıran misyona sahiptir. Bu fikriyat İslam’ın üst çatısıdır. Tüm insanlığı bağrına basacak kapasiteye sahiptir.
Tıpkı, Hâce Ahmet Yesevi, Hâce Abdulhalık Gucdüvani, Hacı Bektaş Veli ve Hacı Bayram Veli fikriyatı gibi.
HÂCEGÂN VAKFI SENEDİ
VAKIF
Madde 1- Vakfın ismi Hâcegân Vakfı’dır. İşbu resmi senette sadece vakıf denilecektir.
VAKFIN GENEL MERKEZİ
Madde 2- Vakfın genel merkezi Ankara’dadır. Vakfın adresi, yerleşim yeri içerisinde Mütevelli Heyet kararı ile değiştirilebilir.
VAKFIN ŞUBELERİ
Madde 3- İlgili mevzuat çerçevesinde vakıf Mütevelli Heyet kararı ile yurt içinde veya dışında şube ve temsilcilikler açılabilir. Gençlik yapılanmasına ilişkin olarak “Hâcegân Ocakları” isimli yurtiçi ve yurtdışı teşkilat kurabilir. Vakıf bünyesinde “Hâcegân Hukuk Enstitüsü” veya “Hâcegân Tasavvuf Enstitüsü” gibi benzer enstitüler kurulabilir. Teşkilatlanma ve detayları hakkında karar organı Mütevelli Heyettir.
VAKFIN GAYESİ
Madde 4- Vakfın gayesi; insanların ilmî, ahlâkî, dinî, sosyal, kültürel ve manevi yönden gelişimlerine yardımcı olmak ve huzurlu bir toplum oluşmasına katkıda bulunmaktır. Bu katkının gerçekleştirilmesinde Hâce Abdulhâlık Gucduvânî ve Hâce Ahmet Yesevî ile Hacı Bektaşi Veli ve Hacı Bayramı Veli gibi toplumda genel kabul görmüş büyük insanlar ilham kaynağı olarak görülür.
VAKFIN FAALİYETLERİ
Madde 5- Vakfın faaliyetleri şunlardır:
- Ulusal ve uluslararası alanda; ilmî, hukuki, kültürel, sosyal, ekonomik ve ticari iş birliği, bilgi alışverişi, dostluk ve dayanışma amaçlı toplantılar, geziler, seyahatler, davetler, ziyaretler, konser, tiyatro, açık hava toplantıları, şenlik, şölen, yarışma, kültürel ve sportif etkinlikler ile gün ve geceler yapmak ve yaptırmak.
- Dinî ve millî veya sair gün ve gecelerde anma, kutlama, tanıtma, eğlence, dinî musiki ve benzeri programlar düzenlemek.
- Bilim, kültür, sanat, maneviyat, çevre ve sosyal benzeri alanlarda hizmet etmiş, eser vermiş, çalışma yapmış kişilerle ilgili anma toplantıları, konulu ödül ve yarışma programları ve organizasyonlar yapmak.
- Fakir, kimsesiz, bakıma muhtaç, hasta, sakat, afet sonucu muhtaç duruma düşmüş ve benzeri ihtiyaç sahibi tüm insanlara ayni ve nakdi yardımlarda bulunmak.
- Yurtiçi ve yurtdışında meydana gelen deprem, sel, heyelan, yangın ve benzeri her türlü afete maruz kalan afetzedelerin ihtiyaçlarını karşılamak için ayni ve nakdi yardımlar yapmak. Bu amaçları gerçekleştirmek için gerektiğinde gelir getirici sosyal faaliyetler organize etmek.
- Doğal çevrenin korunması, güzelleştirilmesi ve yaşanabilir hâle getirilmesi için faaliyetler ve bilimsel araştırmalar yapmak ve yapanlara destek olmak.
- Zararlı alışkanlıkları ve madde bağımlılıkları olan insanların tedavilerine yardımcı olmak ve bu tip çalışmaları desteklemek.
- Yurt içinde ve yurt dışında her derecede eğitim alanlar için imkânlar hazırlamak, karşılıksız burslar verip her türlü ihtiyaçlarını karşılamak.
- Ülke kültürümüzün geliştirilmesi, yurt içi ve yurt dışında tanıtılıp, yaygınlaştırılması için toplantı, konferans, seminer, sempozyum, çok amaçlı bilimsel toplantı, inceleme, araştırma, çalıştay ve benzeri etkinlikler düzenlemek veya vakfın amacı doğrultusunda düzenlenenlere destek olmak.
- Yurt, kurs, okuma salonu, kütüphane, araştırma merkezi, gençlik merkezi, kültür merkezi, hâcegân ocakları ve benzeri yerler tesis edip açmak, işletmek, kiralamak, kiraya vermek veya bu alanlarda çalışma yapan kişi, kurum ve kuruluşlara vakfın amacı doğrultusunda destek sağlamak.
- Yurt içi ve yurt dışında okul öncesi, ilkokul, ortaokul, lise, yüksekokul, üniversite, enstitü seviyesinde kurumlar kurmak, işletmek veya ortak olmak. Bu alanlarda çalışma yapan kurum ve kuruluşlara vakfın amacı doğrultusunda destek vermek.
- Ayni ve nakdi bağış, kurban, kurban eti ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırılacak olan her türlü yardımı kabul ederek uygun şartlarda muhafaza ederek yardıma muhtaç insanlara ulaştırmak.
- Yardım toplama kanunu çerçevesinde gelir temini için faaliyetlerde bulunmak ve bu tür faaliyetler düzenleyen kurum ve kuruluşlara destek olarak temin ettiği gelirleri amacı doğrultusunda kullanmak.
- Hizmetlerini daha geniş kesimlere ulaştırmak için sosyal tesis, lokal, çay ocağı, hâcegân ocakları, yemekhane, misafirhane, pansiyon, huzur evi, aş evi, eğlence ve dinlenme yerleri yapmak veya yapılanlara vakfın amacı doğrultusunda destek olmak.
- Mevzuata uygun izinler alınarak tarihî, kültürel yapı ve eserlerin imar, ıslah, tamirat ve tadilatını yaparak vakıf amaçlarına uygun olarak kullanmak.
- Amacını gerçekleştirme doğrultusunda ajans, gazete, dergi, kitap, internet vb. basın ve yayın yoluyla iletişim kurmak. Bu tür yayın yapan kuruluşları kurmak, ortak olmak ve bu tür yayınlara destek olmak.
- Vakıf, dernek, sendika ve benzeri sivil toplum kuruluşlarıyla ortak bir amacı gerçekleştirmek için plâtformlar oluşturmak, uluslararası kuruluşlara ve üst kuruluşlara kurucu üye veya kurulmuş olanlara üye olarak katılmak.
- Amaçlarını gerçekleştirmek için projeler hazırlayarak yurt içi ve yurt dışındaki bütün fon, hibe, kredi ve benzeri finans kaynaklarından istifade etmek.
- Vakıf amaçları doğrultusunda gerektiğinde iktisadi işletme ve şirket kurmak, satın almak veya kurulmuş olanlara ortak olmak.
VAKFIN GAYESİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN YAPABİLECEĞİ İŞ VE İŞLEMLER
Madde 6- Vakıf gayesine ulaşmak için taşınır ve taşınmaz mallara bağış, vasiyet, satın alma ve kiralama suretiyle sahip olmaya ve kullanmaya, vakıflara ilişkin yasa hükümleri uyarınca sahip olduklarını satmaya, devir ve ferağ etmeye, gelirlerini almaya ve harcamaya, vakıf malvarlığına giren bir ya da birden çok taşınmaz mal veya gelirlerini bir ya da birçok kez yatırımda kullanmaya, vakıf amaç ve hizmet konularına aykırı olmamak koşulu ile yapılacak bağış ve vasiyet, satın alma ve diğer yollarla mal ettiği taşınır ve taşınmaz malları ve paraları yönetim ve tasarrufa, menkul değerleri almaya ve vakfın amacı doğrultusunda bunları değerlendirip satmaya, vakfın amaçlarına benzer çalışmalarda bulunan yurtiçi ve yurt dışındaki vakıflar, gerçek ve tüzel kişiler ile işbirliği yapmaya, kamu kurum ve kuruluşları dışındakilerden yardım almaya, bu yardımı sağlamak için anlaşmalar yapmaya, taşınmaz malların irtifak, intifa, sükna, üst, rehin, ipotek gibi mülkiyetten gayri ayni haklarını kabule, bu hakları kullanmaya, olan ya da olacak gelirleri ile kuracağı sözleşmeler için taşınır ve taşınmaz malların rehin ve ipoteği dâhil her türlü güvenceleri almaya, geçerli banka kefaletlerini kabule, vakfın amaç ve hizmet konularını gerçekleştirmek için gerektiğinde ödünç almaya, kefalet, rehin, ipotek ve diğer güvenceleri vermeye, vakfın amaç ve hizmet konularına uygun olarak yürütülen ve yürütülecek projelerden ve her türlü çalışmalardan gelir elde etmeye ve vakfa gelir sağlamak amacı ile olağan işletme ilkelerine göre çalışacak iktisadi işletmeler, şirketler kurmaya, kurulu olanlara iştirake, bunları doğrudan işletmeye ya da denetimi altında bir işletmeciye işlettirmeye, vakfın amaç ve hizmet konularından birinin ya da tümünün gerçekleştirilmesi için yararlı ve gerekli görülen girişim, tasarruf, mal edinme, inşaat ve benzeri sözleşmeleri yapmaya Türk Medeni Kanununun 48. maddesinde belirtildiği üzere izinli ve yetkilidir.
VAKFIN KURULUŞ MAL VARLIĞI
Madde 7- Vakfın kuruluş malvarlığı, vakıf merkezi olarak gösterilen ve vakfın faaliyetlerine tahsis edilen dairedir.
Malvarlığı, vakfın kurulmasını müteakip yapılacak ilavelerle arttırılabilir.
VAKFIN ORGANLARI
Madde 8– Vakfın organları ‘Mütevelli Heyet’ ve ‘Vakfın Genel Başkanı’dır.
MÜTEVELLİ HEYETİ
Madde 9– Vakfın Mütevelli Heyeti; işbu vakıf senedinin sonunda ad, soyad ve imzaları bulunan aynı zamanda vakfın kurucuları olan üç (3) gerçek kişiden oluşmaktadır.
Mütevelli Heyetin ilk başkanı kuruculardan … dir. Mütevelli Heyet başkanlığının herhangi bir sebeple boşalması halinde varsa Mütevelli Heyet Başkan Yardımcısı yeni Mütevelli Heyet Başkanı seçilinceye kadar Mütevelli Heyet Başkanına ait görev ve yetkileri kullanır. Mütevelli Heyet Başkan Yardımcısı yoksa yaşça büyük olan Mütevelli Heyet üyesi, yeni Mütevelli Heyet Başkanı seçilinceye kadar Mütevelli Heyet Başkanına ait görev ve yetkileri kullanır. Mütevelli Heyet Başkanı aynı zamanda Hâcegân Vakfı Genel Başkanıdır.
Mütevelli Heyet üyeliğinin ölüm, istifa ya da başka bir nedenle boşalması halinde mütevelli Heyet üyelerinin teklifi ve kalan Mütevelli Heyetin çoğunluk kararıyla seçim yapılır. Mütevelli Heyet üyelerinin teklifi ve Mütevelli Heyetin 2/3 çoğunluğunun kararıyla Mütevelli Heyete başkaca üyelerin seçilmesi mümkündür.
MÜTEVELLİ HEYETİNİN GÖREV VE YETKİLERİ
Madde 10-Mütevelli Heyet, vakfın en yüksek karar organıdır. Bu sıfatla Mütevelli Heyet:
- Vakfın Genel Başkanını seçmek,
- Vakıf Genel Başkanınca hazırlanan faaliyet raporunu görüşüp incelemek, Genel Başkanın ibrası konusunda karar vermek,
- Vakıf Genel Başkanınca hazırlanacak vakıf iç mevzuat tasarılarını aynen veya değiştirerek kabul etmek,
- Vakıf Genel Başkanınca hazırlanacak yıllık bütçe tasarılarını aynen veya değiştirerek kabul etmek,
- Vakfın amacı, örgütlenme şekli ve faaliyetleri dâhil olmak üzere her türlü vakıf senedi değişliğini yapabileceği gibi senede ilavelerde yapabilir.
- Vakıf faaliyetleri kapsamında vakfa üye kabul edilmesi konusunda karar alır, genel politikaları belirler.
- İlgili mevzuat hükümleri çerçevesinde, yurtiçinde ve yurtdışında şube ve temsilcilik açılmasına ve kapatılmasına karar verir, bu hususta gereken işlemleri yapar.
- Gerektiğinde yasal prosedüre uygun olarak vakfın feshine karar vermek.
MÜTEVELLİ HEYETİN TOPLANTI ZAMANI VE KARAR NİSABI
Madde 11- Mütevelli Heyetin ilk toplantısı, vakfın resmi gazetede ilanını müteakip bir ay içinde yapılır. Bütçe ve çalışma raporlarının onaylanması ile seçimlerin yapılmasına ilişkin konuları görüşmek üzere yılda bir Mart ayı içinde toplanır. Mütevelli Heyet, üyelerinin en az üçte birinin (1/3) yazılı olarak talepte bulunmaları halinde olağanüstü olarak da toplanabilir.
Olağan ve olağanüstü toplantılarda, ilan olunan gündemde yer almayan konular görüşülemez. Ancak, olağan toplantıda divanın teşkilinden hemen sonra, az üçte birinin yazılı önerisi ile senet değişikliği ve vakıf organları ile vakfa yükümlülük ve sorumluluklar yükleyecek konular dışında gündeme madde ilavesi mümkündür. Toplantı tarihi, yeri, saati ve gündemi, toplantı gününden en az 7 (Yedi) gün önce imza karşılığı yazı veya e-mail ile Mütevelli Heyet üyelerine bildirilir. Mütevelli Heyet üye tamsayısı ile toplanır. Tam sayı sağlanamadığı takdirde toplantı bir hafta sonra aynı gün ve saatte aynı yerde çoğunlukla yapılır. Mütevelli Heyet karar yeter sayısı ise toplantıya katılanların çoğunluğudur. Oyların eşit olması halinde Mütevelli Heyet Başkanının oyu iki oy sayılır. Oylamanın ne şekilde yapılacağı ayrıca karara bağlanır. Her üyenin tek oy hakkı vardır. Toplantıya gelemeyecek üye, Mütevelli Heyetten bir başka üyeyi vekil tayin edebilir. Bir şahısta birden fazla vekâlet toplanamaz. Toplantılar çevrimiçi de gerçekleştirilebilir. Bu durumda alınan kararlar sonradan imzalanır.
VAKFIN TEMSİLİ VE VAKIF GENEL BAŞKANI
Madde 12– Vakfı Mütevelli Heyet adına “Hâcegân Vakfı Genel Başkanı” sıfatıyla Mütevelli Heyet Başkanı temsil eder.
Mütevelli Heyet, genel veya belli hal ve konularda, belirteceği esaslar dâhilinde kendi üyelerinden bir veya birkaçını, yetkili memur ve memurlarından herhangi bir veya birkaçını, temsilci veya temsilciliklerini, herhangi bir sözleşmeyi akdetmeye, mukavele, hukuki belge veya senedi vakıf nam ve hesabına tanzim ve devretmeye de yetkili kılabilir.
VAKIF GENEL BAŞKANININ GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARI
Madde 13– Genel Başkan, vakfın idare ve icra organıdır. Bu sıfatla Genel Başkan:
- Vakıf gayesi doğrultusunda her türlü kararı alır ve uygular.
- Mütevelli Heyetçe belirlenen genel politikalar ışığında, vakıf faaliyetlerinin düzenli ve verimli olarak yürütülmesini sağlar. Bu bağlamda gerekli iç mevzuat tasarılarını hazırlar ve Mütevelli Heyetin onayına sunar.
- Vakıf malvarlığının değerlendirilmesi ve yeni mali kaynaklara kavuşturulması hususunda gereken çalışmaları yapar.
- Vakıf tüzel kişiliği adına, bütün gerçek ve tüzel kişilerle hukuki, mali ve sair konularda gerekli girişimlerde bulunur ve işlemler yapar.
- Görev, yetki ve sorumlulukları açıkça önceden belirlenmek kaydıyla vakfa genel müdür atar, vakıf genel sekreterliği veya benzeri yardımcı birimler oluşturabilir, gerektiğinde görevlerine son verir.
- Vakıfta istihdam edilecek personeli belirler, atamasını yapar, ücretlerini tayin eder, gerektiğinde işlerine son verir.
- Vakfın muhasebe işlerini takip ve kontrol eder, hesap dönemi sonunda gelir-gider cetveli ve bilançoların düzenlenerek ilgili idareye gönderilmesini ve ilanını sağlar.
- Mütevelli Heyetin kabul ettiği yıllık bütçeyi uygular.
- Mütevelli Heyet toplantıları ile ilgili hazırlık işlemlerini yerine getirir.
- Mütevelli Heyet toplantılarında, döneme ait vakıf faaliyet raporunu ibraya sunar.
- İlgili mevzuat ile vakıf senedi ve vakıf iç mevzuatının gerektirdiği diğer görevleri yapar.
VAKFIN GELİRLERİ
Madde 14- Vakfın gelirleri aşağıda gösterilmiştir.
- Vakfın amacına uygun her türlü şartlı, şartsız bağışlar ile yardımlar.
- Vakıf faaliyetlerinden elde edilecek muhtelif gelirler.
- İktisadi işletmeler, iştirakler ve ortaklıklardan sağlanacak gelirler.
- Vakıf menkul ve gayrimenkulleri ile diğer varlık ve haklarının değerlendirilmesi ile sağlanacak gelirler.
- Vakfın üye kabul etmesi halinde, üyelerden Mütevelli Heyetçe belirlenmesi halinde alınacak giriş aidatı ile aylık ya da yıllık aidatlar
VAKIF SENEDİ DEĞİŞİKLİĞİ
Madde 15– Vakfın amacı, faaliyetleri ve örgütlenme şekli dâhil vakıf senedinde yapılacak değişiklikler ile ilaveler Mütevelli Heyet üyelerinin en az üçte birinin (1/3) yazılı teklifi ile Mütevelli Heyet üye tamsayısının en az üçte ikisinin (2/3) onayı ile yapılır.
VAKFIN SONA ERMESİ
Madde 16– Vakfın herhangi bir sebeple sona ermesi halinde vakfın tasfiyesinden arta kalan malvarlığı Mütevelli Heyetinin uygun göreceği aynı amaçlı bir başka vakıf, dernek veya hayır kurumuna devredilir.
Vakfın feshi kararı, Mütevelli Heyet üye tamsayısının en az (1/3) ün yazılı teklifi ve Mütevelli Heyet üye tamsayısının üçte iki (2/3) çoğunluk kararı ile alınabilir.
GEÇİCİ HÜKÜMLER
Geçici Madde 1- Vakfın tescili için gerekli tüm iş ve işlemleri yapmak üzere … yetkili kılınmıştır.
Mütevelli Heyet Başkanı
Mütevelli Heyet Üye Mütevelli Heyet Üye

Hâcegân Vakfı Kimin?
HÂCEGÂN VAKFI
21 Haziran 2022 tarihli Resmi Gazetenin ilanıyla faaliyete başlayan Hâcegân Vakfı, daha çok üniversite hocaları, sivil toplum kuruluşları ve sivil toplumun kanaat önderleri ile âlimler ve âkillerden müteşekkil istişare heyetinin olumlu görüşleri üzerine memleketimizin ihtiyacı olan birlik, dirlik ve huzurun tesisine katkıda bulunmak üzere kurulmuştur.
İsminden de anlaşılacağı üzere Hâcegân vakfının yolu, Hâcegân yolu, hocalar, âlimler yoludur. İlmin, bilimin yoludur. Bu yol Anadolu’nun öz damarıdır. Horasan yolu olarak da adlandırılan bu yolda hak üzere bir araya gelmiş âkil insanların kurduğu bir vakıftır. İlk öncüler arasında “li hikmetin” rabiatül adeviye misali hanım kardeşlerimiz de yer almaktadır.
Vakıf senedinin 4. maddesinde vakfın gayesi; “insanların ilmî, ahlâkî, dinî, sosyal, kültürel ve manevi yönden gelişimlerine yardımcı olmak ve huzurlu bir toplum oluşmasına katkıda bulunmaktır. Bu katkının gerçekleştirilmesinde “Hâce Abdulhâlık Gucduvânî” ve “Hâce Ahmet Yesevî” ile “Hacı Bektaşi Veli” ve “Hacı Bayramı Veli” gibi toplumda genel kabul görmüş büyük insanlar ilham kaynağı olarak görülür.” denilerek başkaca izaha yer bırakmayacak şekilde açık ve net tanımlanmıştır.
Hâcegân Vakfı; vatanı ve milletine âşık, kendi öz değerleriyle çatışmayan yeni Türkiye’nin donanımlı ve özgüvenli nesillerinin yetiştirilmesine katkıda bulunma gayreti içerisinde olan bir ocaktır. Tüm gruplara eşit mesafededir. Organik hiçbir grupla/cemaatle bağlantısı olmamasına rağmen tüm grupları ortak değerler çatısı altında bir olmaya çağıran misyona sahiptir. Bu fikriyat İslam’ın üst çatısıdır. Tüm insanlığı bağrına basacak kapasiteye sahiptir.
Tıpkı, Hâce Ahmet Yesevi, Hâce Abdulhalık Gucdüvani, Hacı Bektaş Veli ve Hacı Bayram Veli fikriyatı gibi.
HÂCEGÂN VAKFI SENEDİ
VAKIF
Madde 1- Vakfın ismi Hâcegân Vakfı’dır. İşbu resmi senette sadece vakıf denilecektir.
VAKFIN GENEL MERKEZİ
Madde 2- Vakfın genel merkezi Ankara’dadır. Vakfın adresi, yerleşim yeri içerisinde Mütevelli Heyet kararı ile değiştirilebilir.
VAKFIN ŞUBELERİ
Madde 3- İlgili mevzuat çerçevesinde vakıf Mütevelli Heyet kararı ile yurt içinde veya dışında şube ve temsilcilikler açılabilir. Gençlik yapılanmasına ilişkin olarak “Hâcegân Ocakları” isimli yurtiçi ve yurtdışı teşkilat kurabilir. Vakıf bünyesinde “Hâcegân Hukuk Enstitüsü” veya “Hâcegân Tasavvuf Enstitüsü” gibi benzer enstitüler kurulabilir. Teşkilatlanma ve detayları hakkında karar organı Mütevelli Heyettir.
VAKFIN GAYESİ
Madde 4- Vakfın gayesi; insanların ilmî, ahlâkî, dinî, sosyal, kültürel ve manevi yönden gelişimlerine yardımcı olmak ve huzurlu bir toplum oluşmasına katkıda bulunmaktır. Bu katkının gerçekleştirilmesinde Hâce Abdulhâlık Gucduvânî ve Hâce Ahmet Yesevî ile Hacı Bektaşi Veli ve Hacı Bayramı Veli gibi toplumda genel kabul görmüş büyük insanlar ilham kaynağı olarak görülür.
VAKFIN FAALİYETLERİ
Madde 5- Vakfın faaliyetleri şunlardır:
- Ulusal ve uluslararası alanda; ilmî, hukuki, kültürel, sosyal, ekonomik ve ticari iş birliği, bilgi alışverişi, dostluk ve dayanışma amaçlı toplantılar, geziler, seyahatler, davetler, ziyaretler, konser, tiyatro, açık hava toplantıları, şenlik, şölen, yarışma, kültürel ve sportif etkinlikler ile gün ve geceler yapmak ve yaptırmak.
- Dinî ve millî veya sair gün ve gecelerde anma, kutlama, tanıtma, eğlence, dinî musiki ve benzeri programlar düzenlemek.
- Bilim, kültür, sanat, maneviyat, çevre ve sosyal benzeri alanlarda hizmet etmiş, eser vermiş, çalışma yapmış kişilerle ilgili anma toplantıları, konulu ödül ve yarışma programları ve organizasyonlar yapmak.
- Fakir, kimsesiz, bakıma muhtaç, hasta, sakat, afet sonucu muhtaç duruma düşmüş ve benzeri ihtiyaç sahibi tüm insanlara ayni ve nakdi yardımlarda bulunmak.
- Yurtiçi ve yurtdışında meydana gelen deprem, sel, heyelan, yangın ve benzeri her türlü afete maruz kalan afetzedelerin ihtiyaçlarını karşılamak için ayni ve nakdi yardımlar yapmak. Bu amaçları gerçekleştirmek için gerektiğinde gelir getirici sosyal faaliyetler organize etmek.
- Doğal çevrenin korunması, güzelleştirilmesi ve yaşanabilir hâle getirilmesi için faaliyetler ve bilimsel araştırmalar yapmak ve yapanlara destek olmak.
- Zararlı alışkanlıkları ve madde bağımlılıkları olan insanların tedavilerine yardımcı olmak ve bu tip çalışmaları desteklemek.
- Yurt içinde ve yurt dışında her derecede eğitim alanlar için imkânlar hazırlamak, karşılıksız burslar verip her türlü ihtiyaçlarını karşılamak.
- Ülke kültürümüzün geliştirilmesi, yurt içi ve yurt dışında tanıtılıp, yaygınlaştırılması için toplantı, konferans, seminer, sempozyum, çok amaçlı bilimsel toplantı, inceleme, araştırma, çalıştay ve benzeri etkinlikler düzenlemek veya vakfın amacı doğrultusunda düzenlenenlere destek olmak.
- Yurt, kurs, okuma salonu, kütüphane, araştırma merkezi, gençlik merkezi, kültür merkezi, hâcegân ocakları ve benzeri yerler tesis edip açmak, işletmek, kiralamak, kiraya vermek veya bu alanlarda çalışma yapan kişi, kurum ve kuruluşlara vakfın amacı doğrultusunda destek sağlamak.
- Yurt içi ve yurt dışında okul öncesi, ilkokul, ortaokul, lise, yüksekokul, üniversite, enstitü seviyesinde kurumlar kurmak, işletmek veya ortak olmak. Bu alanlarda çalışma yapan kurum ve kuruluşlara vakfın amacı doğrultusunda destek vermek.
- Ayni ve nakdi bağış, kurban, kurban eti ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırılacak olan her türlü yardımı kabul ederek uygun şartlarda muhafaza ederek yardıma muhtaç insanlara ulaştırmak.
- Yardım toplama kanunu çerçevesinde gelir temini için faaliyetlerde bulunmak ve bu tür faaliyetler düzenleyen kurum ve kuruluşlara destek olarak temin ettiği gelirleri amacı doğrultusunda kullanmak.
- Hizmetlerini daha geniş kesimlere ulaştırmak için sosyal tesis, lokal, çay ocağı, hâcegân ocakları, yemekhane, misafirhane, pansiyon, huzur evi, aş evi, eğlence ve dinlenme yerleri yapmak veya yapılanlara vakfın amacı doğrultusunda destek olmak.
- Mevzuata uygun izinler alınarak tarihî, kültürel yapı ve eserlerin imar, ıslah, tamirat ve tadilatını yaparak vakıf amaçlarına uygun olarak kullanmak.
- Amacını gerçekleştirme doğrultusunda ajans, gazete, dergi, kitap, internet vb. basın ve yayın yoluyla iletişim kurmak. Bu tür yayın yapan kuruluşları kurmak, ortak olmak ve bu tür yayınlara destek olmak.
- Vakıf, dernek, sendika ve benzeri sivil toplum kuruluşlarıyla ortak bir amacı gerçekleştirmek için plâtformlar oluşturmak, uluslararası kuruluşlara ve üst kuruluşlara kurucu üye veya kurulmuş olanlara üye olarak katılmak.
- Amaçlarını gerçekleştirmek için projeler hazırlayarak yurt içi ve yurt dışındaki bütün fon, hibe, kredi ve benzeri finans kaynaklarından istifade etmek.
- Vakıf amaçları doğrultusunda gerektiğinde iktisadi işletme ve şirket kurmak, satın almak veya kurulmuş olanlara ortak olmak.
VAKFIN GAYESİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN YAPABİLECEĞİ İŞ VE İŞLEMLER
Madde 6- Vakıf gayesine ulaşmak için taşınır ve taşınmaz mallara bağış, vasiyet, satın alma ve kiralama suretiyle sahip olmaya ve kullanmaya, vakıflara ilişkin yasa hükümleri uyarınca sahip olduklarını satmaya, devir ve ferağ etmeye, gelirlerini almaya ve harcamaya, vakıf malvarlığına giren bir ya da birden çok taşınmaz mal veya gelirlerini bir ya da birçok kez yatırımda kullanmaya, vakıf amaç ve hizmet konularına aykırı olmamak koşulu ile yapılacak bağış ve vasiyet, satın alma ve diğer yollarla mal ettiği taşınır ve taşınmaz malları ve paraları yönetim ve tasarrufa, menkul değerleri almaya ve vakfın amacı doğrultusunda bunları değerlendirip satmaya, vakfın amaçlarına benzer çalışmalarda bulunan yurtiçi ve yurt dışındaki vakıflar, gerçek ve tüzel kişiler ile işbirliği yapmaya, kamu kurum ve kuruluşları dışındakilerden yardım almaya, bu yardımı sağlamak için anlaşmalar yapmaya, taşınmaz malların irtifak, intifa, sükna, üst, rehin, ipotek gibi mülkiyetten gayri ayni haklarını kabule, bu hakları kullanmaya, olan ya da olacak gelirleri ile kuracağı sözleşmeler için taşınır ve taşınmaz malların rehin ve ipoteği dâhil her türlü güvenceleri almaya, geçerli banka kefaletlerini kabule, vakfın amaç ve hizmet konularını gerçekleştirmek için gerektiğinde ödünç almaya, kefalet, rehin, ipotek ve diğer güvenceleri vermeye, vakfın amaç ve hizmet konularına uygun olarak yürütülen ve yürütülecek projelerden ve her türlü çalışmalardan gelir elde etmeye ve vakfa gelir sağlamak amacı ile olağan işletme ilkelerine göre çalışacak iktisadi işletmeler, şirketler kurmaya, kurulu olanlara iştirake, bunları doğrudan işletmeye ya da denetimi altında bir işletmeciye işlettirmeye, vakfın amaç ve hizmet konularından birinin ya da tümünün gerçekleştirilmesi için yararlı ve gerekli görülen girişim, tasarruf, mal edinme, inşaat ve benzeri sözleşmeleri yapmaya Türk Medeni Kanununun 48. maddesinde belirtildiği üzere izinli ve yetkilidir.
VAKFIN KURULUŞ MAL VARLIĞI
Madde 7- Vakfın kuruluş malvarlığı, vakıf merkezi olarak gösterilen ve vakfın faaliyetlerine tahsis edilen dairedir.
Malvarlığı, vakfın kurulmasını müteakip yapılacak ilavelerle arttırılabilir.
VAKFIN ORGANLARI
Madde 8– Vakfın organları ‘Mütevelli Heyet’ ve ‘Vakfın Genel Başkanı’dır.
MÜTEVELLİ HEYETİ
Madde 9– Vakfın Mütevelli Heyeti; işbu vakıf senedinin sonunda ad, soyad ve imzaları bulunan aynı zamanda vakfın kurucuları olan üç (3) gerçek kişiden oluşmaktadır.
Mütevelli Heyetin ilk başkanı kuruculardan … dir. Mütevelli Heyet başkanlığının herhangi bir sebeple boşalması halinde varsa Mütevelli Heyet Başkan Yardımcısı yeni Mütevelli Heyet Başkanı seçilinceye kadar Mütevelli Heyet Başkanına ait görev ve yetkileri kullanır. Mütevelli Heyet Başkan Yardımcısı yoksa yaşça büyük olan Mütevelli Heyet üyesi, yeni Mütevelli Heyet Başkanı seçilinceye kadar Mütevelli Heyet Başkanına ait görev ve yetkileri kullanır. Mütevelli Heyet Başkanı aynı zamanda Hâcegân Vakfı Genel Başkanıdır.
Mütevelli Heyet üyeliğinin ölüm, istifa ya da başka bir nedenle boşalması halinde mütevelli Heyet üyelerinin teklifi ve kalan Mütevelli Heyetin çoğunluk kararıyla seçim yapılır. Mütevelli Heyet üyelerinin teklifi ve Mütevelli Heyetin 2/3 çoğunluğunun kararıyla Mütevelli Heyete başkaca üyelerin seçilmesi mümkündür.
MÜTEVELLİ HEYETİNİN GÖREV VE YETKİLERİ
Madde 10-Mütevelli Heyet, vakfın en yüksek karar organıdır. Bu sıfatla Mütevelli Heyet:
- Vakfın Genel Başkanını seçmek,
- Vakıf Genel Başkanınca hazırlanan faaliyet raporunu görüşüp incelemek, Genel Başkanın ibrası konusunda karar vermek,
- Vakıf Genel Başkanınca hazırlanacak vakıf iç mevzuat tasarılarını aynen veya değiştirerek kabul etmek,
- Vakıf Genel Başkanınca hazırlanacak yıllık bütçe tasarılarını aynen veya değiştirerek kabul etmek,
- Vakfın amacı, örgütlenme şekli ve faaliyetleri dâhil olmak üzere her türlü vakıf senedi değişliğini yapabileceği gibi senede ilavelerde yapabilir.
- Vakıf faaliyetleri kapsamında vakfa üye kabul edilmesi konusunda karar alır, genel politikaları belirler.
- İlgili mevzuat hükümleri çerçevesinde, yurtiçinde ve yurtdışında şube ve temsilcilik açılmasına ve kapatılmasına karar verir, bu hususta gereken işlemleri yapar.
- Gerektiğinde yasal prosedüre uygun olarak vakfın feshine karar vermek.
MÜTEVELLİ HEYETİN TOPLANTI ZAMANI VE KARAR NİSABI
Madde 11- Mütevelli Heyetin ilk toplantısı, vakfın resmi gazetede ilanını müteakip bir ay içinde yapılır. Bütçe ve çalışma raporlarının onaylanması ile seçimlerin yapılmasına ilişkin konuları görüşmek üzere yılda bir Mart ayı içinde toplanır. Mütevelli Heyet, üyelerinin en az üçte birinin (1/3) yazılı olarak talepte bulunmaları halinde olağanüstü olarak da toplanabilir.
Olağan ve olağanüstü toplantılarda, ilan olunan gündemde yer almayan konular görüşülemez. Ancak, olağan toplantıda divanın teşkilinden hemen sonra, az üçte birinin yazılı önerisi ile senet değişikliği ve vakıf organları ile vakfa yükümlülük ve sorumluluklar yükleyecek konular dışında gündeme madde ilavesi mümkündür. Toplantı tarihi, yeri, saati ve gündemi, toplantı gününden en az 7 (Yedi) gün önce imza karşılığı yazı veya e-mail ile Mütevelli Heyet üyelerine bildirilir. Mütevelli Heyet üye tamsayısı ile toplanır. Tam sayı sağlanamadığı takdirde toplantı bir hafta sonra aynı gün ve saatte aynı yerde çoğunlukla yapılır. Mütevelli Heyet karar yeter sayısı ise toplantıya katılanların çoğunluğudur. Oyların eşit olması halinde Mütevelli Heyet Başkanının oyu iki oy sayılır. Oylamanın ne şekilde yapılacağı ayrıca karara bağlanır. Her üyenin tek oy hakkı vardır. Toplantıya gelemeyecek üye, Mütevelli Heyetten bir başka üyeyi vekil tayin edebilir. Bir şahısta birden fazla vekâlet toplanamaz. Toplantılar çevrimiçi de gerçekleştirilebilir. Bu durumda alınan kararlar sonradan imzalanır.
VAKFIN TEMSİLİ VE VAKIF GENEL BAŞKANI
Madde 12– Vakfı Mütevelli Heyet adına “Hâcegân Vakfı Genel Başkanı” sıfatıyla Mütevelli Heyet Başkanı temsil eder.
Mütevelli Heyet, genel veya belli hal ve konularda, belirteceği esaslar dâhilinde kendi üyelerinden bir veya birkaçını, yetkili memur ve memurlarından herhangi bir veya birkaçını, temsilci veya temsilciliklerini, herhangi bir sözleşmeyi akdetmeye, mukavele, hukuki belge veya senedi vakıf nam ve hesabına tanzim ve devretmeye de yetkili kılabilir.
VAKIF GENEL BAŞKANININ GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARI
Madde 13– Genel Başkan, vakfın idare ve icra organıdır. Bu sıfatla Genel Başkan:
- Vakıf gayesi doğrultusunda her türlü kararı alır ve uygular.
- Mütevelli Heyetçe belirlenen genel politikalar ışığında, vakıf faaliyetlerinin düzenli ve verimli olarak yürütülmesini sağlar. Bu bağlamda gerekli iç mevzuat tasarılarını hazırlar ve Mütevelli Heyetin onayına sunar.
- Vakıf malvarlığının değerlendirilmesi ve yeni mali kaynaklara kavuşturulması hususunda gereken çalışmaları yapar.
- Vakıf tüzel kişiliği adına, bütün gerçek ve tüzel kişilerle hukuki, mali ve sair konularda gerekli girişimlerde bulunur ve işlemler yapar.
- Görev, yetki ve sorumlulukları açıkça önceden belirlenmek kaydıyla vakfa genel müdür atar, vakıf genel sekreterliği veya benzeri yardımcı birimler oluşturabilir, gerektiğinde görevlerine son verir.
- Vakıfta istihdam edilecek personeli belirler, atamasını yapar, ücretlerini tayin eder, gerektiğinde işlerine son verir.
- Vakfın muhasebe işlerini takip ve kontrol eder, hesap dönemi sonunda gelir-gider cetveli ve bilançoların düzenlenerek ilgili idareye gönderilmesini ve ilanını sağlar.
- Mütevelli Heyetin kabul ettiği yıllık bütçeyi uygular.
- Mütevelli Heyet toplantıları ile ilgili hazırlık işlemlerini yerine getirir.
- Mütevelli Heyet toplantılarında, döneme ait vakıf faaliyet raporunu ibraya sunar.
- İlgili mevzuat ile vakıf senedi ve vakıf iç mevzuatının gerektirdiği diğer görevleri yapar.
VAKFIN GELİRLERİ
Madde 14- Vakfın gelirleri aşağıda gösterilmiştir.
- Vakfın amacına uygun her türlü şartlı, şartsız bağışlar ile yardımlar.
- Vakıf faaliyetlerinden elde edilecek muhtelif gelirler.
- İktisadi işletmeler, iştirakler ve ortaklıklardan sağlanacak gelirler.
- Vakıf menkul ve gayrimenkulleri ile diğer varlık ve haklarının değerlendirilmesi ile sağlanacak gelirler.
- Vakfın üye kabul etmesi halinde, üyelerden Mütevelli Heyetçe belirlenmesi halinde alınacak giriş aidatı ile aylık ya da yıllık aidatlar
VAKIF SENEDİ DEĞİŞİKLİĞİ
Madde 15– Vakfın amacı, faaliyetleri ve örgütlenme şekli dâhil vakıf senedinde yapılacak değişiklikler ile ilaveler Mütevelli Heyet üyelerinin en az üçte birinin (1/3) yazılı teklifi ile Mütevelli Heyet üye tamsayısının en az üçte ikisinin (2/3) onayı ile yapılır.
VAKFIN SONA ERMESİ
Madde 16– Vakfın herhangi bir sebeple sona ermesi halinde vakfın tasfiyesinden arta kalan malvarlığı Mütevelli Heyetinin uygun göreceği aynı amaçlı bir başka vakıf, dernek veya hayır kurumuna devredilir.
Vakfın feshi kararı, Mütevelli Heyet üye tamsayısının en az (1/3) ün yazılı teklifi ve Mütevelli Heyet üye tamsayısının üçte iki (2/3) çoğunluk kararı ile alınabilir.
GEÇİCİ HÜKÜMLER
Geçici Madde 1- Vakfın tescili için gerekli tüm iş ve işlemleri yapmak üzere … yetkili kılınmıştır.
Mütevelli Heyet Başkanı
Mütevelli Heyet Üye Mütevelli Heyet Üye

Hâcegânın Manası: Hâcegân Yolu
Terim Tanım
Hâce, bugünkü yaygın kullanımı ile hoca demektir. Hâcegân ise hâcenin çoğulu hocalar şeklinde tanımlanmaktadır. Hâce kelimesinin kökeninin nereden geldiği konusu tam olarak bilinmemekle birlikte kaynaklarda çeşitli rivayetler yer almaktadır[1]. Öz anlatımla Hâcegân; asrın bilginlerine, mütefekkirlerine, münevverlerine, ariflerine, âşıklarına en üst seviyede verilen bir isimdir
Tarihin seyri içinde Hâcegân isminin ortaya çıkışı, Orta Asya ve Maveraünnehr dediğimiz bu bölgede Ali Fârmedi hazretlerinden sonra Yusuf Hemedani hazretleri ile başlamıştır. Kendisine Hâce Yusuf Hemedani denilmiştir. O’nun bir halefi Hâce Ahmed Yesevî, diğer bir halefi Hâce Abdulhâlık Gucduvânî vasıtasıyla manevi miras yayılmış ve devam etmiştir. Hâcelikte; Peygamberimizin ﷺ şahsı gibi hem velayete bakan manevi yön hem de devlet adamlığı, siyaseti ve komutanlığı gibi zahire bakan yön bulunmaktadır. Bazı zamanlarda mana ile zahir ayrı ayrı kişilerde toplanırken bazen mana ve zahirin tek kişide toplandığı şahsiyetler de olmuştur.
Hâcelikte; zahir ile mana bir şahsiyette toplandığı için mavera denilen bölgede kurulan muhtelif İslâm devletlerinin teşkilâtlarında idari bir terim olarak da kullanılmıştır. Özellikle Sâmânîler, Gazneliler ve Selçuklularda hükümdardan sonra gelen vezir bu unvanla anıldığı gibi diğer bazı resmî ricâlin de unvanı olmuştur. Örneğin, Selçuklularda devletin birinci adamı ve sultanın mutlak vekili olan vezire “Hâce” denilmiştir. Nizâmülmülk’e “Hâce” veya “Hâce-i Büzürg / Büyük Hoca” diye hitap edilmiştir. Nizâmülmülk’ün Siyasetname adlı eserinde bürokrasi mensubu memurlar da Hâce veya Hâcegân şeklinde isimlendirilmiş, Hâcegâna mensup kimselerin “Hâce-i Saîd, Hâce-i Reşîd, Hâce-i Kâmil” gibi lakaplarla anılmaları gerektiği belirtilmiştir[2].
Harizmşahlarda da büyük ricâle ve vezirlere Hâce denilmiş, büyük vezir “Hâce-i Cihân” şeklinde anılmıştır. Yine İlhanlılar, Timurlular, Karakoyunlu ve Akkoyunlular da Hâce unvanını kullanmışlardır. Hatta Hindistan’da kurulan sultanlıklar da bile bu Hâce unvanı kullanılmış sultanlarına “Hâce-i Cihân” denilmiştir[3].
Hâce veya hoca unvanı resmî kullanış dışında çok değişik şekillerde farklı zümreler arasında da yaygınlık kazanmıştır. XII. yüzyılda “sahip, efendi, tahsil görmüş kişi” anlamlarında kullanılarak “kadılar, imamlar, şehir reisleri” bu lakapla anılmıştır. Anadolu Selçuklularında ticaretle uğraşanlar ve zanaat ehli olanlar özellikle şehrin divan görevlileri arasında yer alan büyük tacir üstatlarına Hâcegân denmiştir. “Hâce-i Bâzâr” tabiriyle esnaf ve tüccar erbabı kastedilmiştir. Köylerde ve şehirlerde kanaat önderlerine bir dönem Hâce denilmiştir[4]. İlerleyen yıllarda Hâce kavramı bazı farisi bölgelerde itibarsızlaştırılmaya, uygunsuz kişilere lakap olarak verilmeye çalışılsa da[5] “Hâce-i Cihân, Hâce-i Kâinat, Hâce-i Düserâ, Hâce-i Rusül, Hâce-i Âlem”[6] gibi Peygamberimize ﷺ ait sıfatların ve İslami değerlerin ağır basması sonucu neticede başarılı olunamamıştır.
Türkçe’de lakap olarak hem özel isimden önce (Hoca Ahmet, Hoca Nasreddin, Hoca Sâdeddin gibi) hem de -daha çok XX. yüzyıl Türkçesi’nde- özel isimden sonra da (Nasreddin Hoca, Hüseyin Hoca, Hasan Hoca gibi) kullanılmıştır. Ayrıca bazı tarikatlarda birçok tarikat büyüğü ile şeyh ve pîri bu unvanla anılırken “Hatm-i Hâcegân, Silsile-i Hâcegân” gibi terkipler içinde de çoğul olarak yer almıştır.
Köprülü’ye göre Hâcelik; Abdulhâlık Gucduvânî ve Ahmed Yesevî silsilesinden gelenlere, tarîkat-ı Hâcegân olarak adlandırılan Nakşibendî tarikatına mensup büyük mürşitlere verilen ünvandır[7]
Osmanlıda da daha önceki Türk-İslâm devletlerinde olduğu gibi “Hâce” unvanı kullanılmış ve bürokraside görevli üst memurlara Hâcegân denilmiştir. Hâce unvanı, Osmanlı döneminde yaygın biçimde “Hoca” şeklinde kullanılmıştır. Özellikle mektep muallimleri ve medrese uleması bu unvanla anılmıştır. Şehzade muallimlerine “Hoca” denilmesinin sebeplerinden birisi de “Hâce” unvanının tarihi anlamından kaynaklıdır. Şehzade tahta çıktığı zaman ders aldığı âlimlerden birini kendisine hoca olarak seçer ve bu kişi “Hoca-i Sultânî”, “Padişah Hocası” unvanıyla anılır, teşrifatta da şeyhülislâma denk kabul edilirdi. Bunların görev ve tayinleri ile kendilerine tanınan imtiyazlar hakkında Fâtih Sultan Mehmet Han bir kanunname çıkarmış ve bu kanunnameye “Hocazâdeler Kanunu” denilmiştir[8].
Istılahi Olarak Hâcegân
Toplumlar kültürleriyle tarih sahnesinde yerini alabilirler. Ne kadar zengin bir kültüre sahipseler o kadar köklü bir derinlikleri olur. Kültürüne yabancı, kültüründen uzak bir millet, köksüz bir bitki gibidir. Hemen, asıldığında, kopuverir. Hâcegân, geçmiş kültürümüzden bize mirastır. Bizi geçmişimizle irtibatlayan, alakalandıran, tarihimizin derinliklerinden gelen zengin bir kültürdür.
Bu kültürün kaynağı, membaı İslam’dır. Kur’ân ifadesiyle Allah’a giden yolda, hakikat yolunda Hâcegân; “peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih kimseler [9]”dir.
Hâcegân silsilesinde, peygamberler, ashap, ehlibeyt ve evliyaullah, önemli duraklardandır. Dolayısıyla onlarla özdeşleşmiş bir isimdir. Bu silsilede, rabbani zincirde ilk halkada peygamberleri görüyoruz. İnsanlığın hidayet rehberi en hakiki, en kâmil mürşidleri peygamberlerdir. Âdem (as) ile başlayan bu silsile Efendimize ﷺ kadardır. Bu sebeple Efendimizin ﷺ bir ismi “Hâce-i Kâinattır”, kâinatın hocasıdır. Diğer bir ismi ise “Hâce-i Rusüldür”, peygamberlerin hocasıdır.
Peygamberlerden sonraki rabbani zincirin ikinci halkasına “Ashab-ı Kiram” diyoruz. Efendimizi ﷺ baş gözüyle görmüş, onunla sohbetleşmiş, hasbihal etmiş kutlu topluluk. Ashaptan sonra kıyamete kadar gelecek üçüncü halkaya da “Saadatı Kiram” diyoruz. Saadete, selamete, hidayete ermiş topluluk. Kur’an’ın sıddıklar, şehitler ve salihler diye zikrettiği bu topluluğun ismidir.
Hâcegân, bir dönem sadece ilahi silsilenin üçüncü halkasında yer alan kişilerle tanınmıştır. Hâcegân geleneği, Orta Asya ve Maveraünnehr dediğimiz bu bölgede Yusuf Hemedani hazretleri ile tanınmıştır. Yani Cenâb-ı Peygamberden Hazreti Ebubekir Sıddık (radıyallahu anh) vasıtasıyla devam eden bu saadat zincirinde Hâcegân ekolü Ali Fârmedi hazretlerinden sonra Yusuf Hemedani hazretleriyle tanınmaya başlamış ve O’nun bir halefi Hâce Ahmed Yesevî, diğer bir halefi Hâce Abdulhâlık Gucduvânî vasıtasıyla yayılmış ve devam etmiştir. Ta ki bu anlayış, bu kültür, bu zaviye Hoca Muhammed Bahauddin hazretlerine kadar devam etmiştir. Hâce Bahauddin hazretleriyle birlikte bazı anlayışlarda ve dolayısıyla uygulamalarda yapılan değişikliklerden sonra bir isim değişimi olmuş ve bu ekole Nakşibendilik denmiştir. Aslında Hâcegâniyye ekolü Nakşibendiliğin içinde mündemiç bir özdür.
Bu hususlar dikkate alındığında Hâcegân salt bir cemaat ve tarikat anlayışı değildir. İçinde geçmişten bugüne gelen dini, milli, tasavvufi kültürleri mezceden, bunları birleştiren bir yoldur. Her zamanda hakkı üstün tutan bir topluluk bulunsun fehvasınca Hâcegân hak üzere bir araya gelmiş topluluğa verilen isimdir. Hâcegânı diğer topluluklardan ayıran özelliği ise Efendimizden ﷺ bozulmadan nesilden nesile aktarılarak gelen İslam mirasına sahip salih insan, varisi nebi dediğimiz insanı kâmil anlayışıyla yoğrulu, İslam medeniyetinin yaşatıldığı velayet anlayışını bünyesinde barındıran yaşayan bir zamanın Hâcesinin varlığıdır.
İnsanı kâmil anlayışına sahip Hâce, zülcenaheyndir. Çift yönlü, çift kanatlıdır. Kendisinde hem zahir dediğimiz Efendimizin ﷺ devlet adamlığı, siyaseti, komutanlığı ve diğer yönleri hem de mana dediğimiz İslam’ın manevi mirası bulunur. Hakikatte İslam bir bütündür. İçerisinde devleti, siyaseti, ibadeti ve ukubatı toptan barındırır. İslam’ın hâkim olduğu dönemlerde her iki yönün aktif olarak işletildiği ancak devletlerin İslam’dan uzaklaştıkları dönemlerde Müslümanlık sadece ibadet olarak algılandığı için zahir denilen yön pasif kalmaya mahkûm edilmiştir. Zaman zaman bu iki yön birbirinden ayrışmış, zahir ve mana iki ayrı kişide toplanmıştır. Ne zaman ki bu iki sıfat Efendimiz ﷺ ve râşit halifeleri gibi tek insanda toplanmış o zaman yeryüzü sadece Müslümanlar için değil tüm insanlık için de saadet yurdu olmuştur.
Ayeti kerimede buyrulan “kâfirler istemese de Allah (cc) nurunu tamamlayacaktır [10]” ifadesindeki nur kelimesi hem insan hem de İslam’ın hükmü olarak tefsir edilmiştir. Bu iki anlamdan hareketle Allahu Teâlâ önce insanı, tıpkı Efendimiz ﷺ ve sahabe dönemi gibi yeniden canlandıracak ve zamanın bu kâmil insanları vasıtasıyla da yeryüzünde hükmünü hâkim kılacaktır.
İşte insanlığın tamamlanmasında rol oynayacak bu mayaya biz kısaca Hâcegân diyoruz. Bu maya ile yeniden özüne dönen insan, Rabbisinin emrine imtisal ile ayeti kerimede geçen nuru da tamamlayacaktır inşallah.
Bu manada Hâcegân Vakfı bir fikir ocağıdır. Günün kâmil insanları mesabesindeki zamanın hâcelerinin her an hay olan Cenabı Hakla yaşadıkları aşk ocağından elde ettikleri sıcak, mis kokulu ekmek misali, o demden elde edilen taze ve katışıksız muhabbet kokan o fikirlerin husule geldiği yerlerdir. Vakfın binaları gönüllerdir. Binalarla, okullarla, kurslarla vakit kaybetmez. Binalara değil insanlara yatırım yapar. Okulu, kursu, tekkesi gönlüdür. Seyyardır. Her yere sığar, açar kurar o demi yaşar yaşatır. Yer geldi mi hemen toplar, kapatır, pratiktir. Onun için bir insan dahi olsa önemlidir. Bir insan uğruna binlerce bina, okul, kurs feda edilebilir. Binalar, okullar, kurslar adı altında insanların feda edilmesine karşıdır.
Bu maya bir fikir mayasıdır. Sahibi Hace-i Kaniat Muhammed Mustafa’dır. O, ashabı güzini mayalamış, ashab da sonraki zamanın hâcelerini mayalayarak günümüze kadar bozulmadan gelmiştir. Tıpkı sütün yoğurtla mayalanması gibi. Bugün sağlıklı maya ile mayalanan yoğurt, bembeyaz ve tadı da ilk günkü yoğurdun tadındadır. Hâcegân Vakfı fikriyatı, bu maya misalidir. Nasibi olan herkesi mayalama gücüne sahiptir. Abı hayat gibidir. Serin, soğuk su gibidir. Her derde şifadır. Zira insanlığın tüm hastalıklarının sebebi iman zafiyetindendir. Allaha (cc) inandım diyen çoktur ancak Allah (cc) varmış gibi yaşayan azdır.
İşte zamanın Hâcesi, aşk ocağı denilen gönülden, her an hay olan ve tenezzülen iskan buyuran Cenabı Hakla yaşadığı anın deminden, anın hikmetini ve hakikatini istinbat edebilen, getirebilen kişidir. Bu dem sonucu çıkan yepyeni sıcacık bu fikirler 70 yıl ibadet gücündedir[11]. Pas sökücü mesabesindedir. Hasta kalplere şifa, paslı gönüllere cila hükmündedir. Bugün insanlığın ihtiyacı, zamanın münevver, mütefekkir, Allah adamları dediğimiz zamanın hâcelerinin getirdikleri anın hikmeti mesabesindeki fikirlerdir. Bu adamlardan doğan fikirler, hayat suyu gibi önce kendilerini hay eder, yeniden diriltir, ateşlerini, hararetlerini söndürür. Sonra hak vergisi, bitmeyen ve tükenmeyen bu suyun, bereketini Cenabı Haktan bilerek susuz çoraklaşmış gönüllere ulaştırma gayreti içerisine düşer.
Bilir ki, ateşi de veren O dur. Suyu da veren O’dur. O’ndan O’na deveran eden O’dur. Yeter ki ortada sen olmayasın, ben olmayayım, hep O, olsun.
…..
Ademliktir [12] insanı âdem [13] yapan,
O demdir âdemi ayakta tutan,
Demi demdir bu âlem,
Ademi âdemler doğuran,
Hâce-i Hâcegândır, yâri dost besti best.
Hülasadır insan bu kevni âlemin,
Hz. insandır gaye-i kelamı kadimin,
İnsanı hazret yapan tohumudur kâmilin,
Hâce-i Hâcegândır, dostu yâr besti yâr.
…..
Hâce-i Hâcegân [14]
Hâcegân Vakfı Genel Başkanı
[1] İpşirli Mehmet; Hâcegân, İslam Ansiklopedisi, C.14, s.430. Ayrıca rivayetler için bkz.
[2] Beyhaki, Muhammed b. Hüseyin; Tarih (neşreden: Kāsım Ganî – Ali Ekber Feyyâz), s. 218-219
[3] Konukçu, Enver; Hâce-i Cihan; İslam Ansiklopedisi, C.14, s.429.
[4] Dıa, Hoca, İslam Ansiklopedisi, C. 18, s. 186.
[5] Sümer Faruk; Hâce Sera, in: Ağa, İslam Ansiklopedisi, C.1, s.451.
[6] Dıa, Hoca, İslam Ansiklopedisi, C. 18, s. 186.
[7] Köprülü, M. Fuad; “Hâce”, İslam Ansiklopedisi, C. V/1, s. 24.
[8] Dıa, Hoca, İslam Ansiklopedisi, C. 18, s. 186.
[9] Nisa Suresi 69. Ayet; “Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdirler; bunlar ne güzel arkadaşlardır!”
[10] Saf Suresi 8. Ayet.
[11] İbn Abbas ve Ebu’d-Derda’dan rivayet edildiğine göre “Bir saat tefekkür yetmiş yıl ibadetten hayırlıdır.” Bkn:. Aliyyu’l-Kārî, Esrâru’l-Merfû’a, 175; Suyutî, Camiu’s-Sağir, II/127; Aclûnî, I/310.
[12] Adem; yokluk.
[13] Âdem; insan, insanı kâmil.
[14] Hâce-i Hâcegân: Hâcegân Yolunun Hocası.

Hâcegân Vakfı Amblemi ve Anlamı-2

Bu bölümde Hâcegân Vakfı ambleminin üzerine kurgulandığı bizim Hâcegân yıldızı diye tanımladığımız, Türk yıldızı veya Selçuklu yıldızı diye de tanınan yıldızın kullanıldığı alanlardan bahsetmek istiyoruz. Çoğunlukla orijinal 8, 10 veya 12 kollu yıldız kullanılmakta ise de yıldız üzerinde çok sayıda tasarımların olduğu, bazen sadece ortada yer alan köşeli yıldızın bazen de ilk bakıldığında yıldızı hatırlatacak nitelikte çeşitli tasarımlar başta olmak üzere sadece kollardan müteşekkil figürlerin dahi kullanıldığı görülmektedir.
Hâcelikte, Hâce-i kainat olan Efendimizin (sav) sadece bir yönü değil, devlet adamlığı, komutanlığı, zahir ve manevi tüm yönleri temsil edildiği için Hâcegân yıldızının, devlet idaresiyle ilgili kimi yerlerde, bilim ve astroloji merkezlerinde, çoğunlukla cami ve büyük hak dostlarının türbelerinde ve kapılarında kullanıldığı dikkat çekmektedir. Özellikle bu yıldızın kapılarda kullanılması yaygındır. Demek istenmektedir ki hak ve hakikat kapısı burasıdır. Hak ve hakikatin yıldızı buradadır. Şifre gibidir Hâcegân yıldızı. Bu şifreyle kapılar açılır. Edeple işaret edilen kapılardan girilir. Bu kapılar bize ve tüm insanlığa dünya ve ahiret mutluluğunu açar.
Şimdi Hâcegân yıldızı dediğimiz Türk yıldızı veya Selçuklu yıldızı diye bilinen bu sembolün kullanıldığı mekanlardan bazılarına bakacak olursak:
A. Dini Mekanlar ve Hâcegân Yıldızı
1. Kabe-i Muazzama / Mekke


2. Ravzai Mutahhara / Medine


3. Mescidi Aksa, Kudüs / Filistin


4. Ayasofya Cami Kebir/ İstanbul

5. Ulucami / Bursa

B. İslam Medeniyetinin Yetiştirdiği büyük İnsanlar ve Hâcegân Yıldızı
1. Eba Eyyüb El Ensari (ra) Türbesi / İstanbul

2. İmam Buhari Kabri / Özbekistan

3. İmamı Azam Ebu Hanife Külliyesi, Bağdat / Irak

4. İmamı Şafi Kabri / Mısır


5. İmamı Maturidiye / Özbekistan

6. Hâce Ahmed Yesevi Külliyesi / Kazakistan

7. Hâce Abdulhâlık Gucduvani Külliyesi / Özbekistan


8. Ubeydullahı Ahrâr Türbesi / Özbekistan

9. Şahı Nakşibend Külliyesi / Özbekistan

10. Somuncu Baba Türbesi / Malatya

11. Hacı Bektaşi Veli Türbesi / Nevşehir

12. Hacı Bayramı Veli Külliyesi / Ankara


13. Muhyiddini Arabi Türbesi / Suriye


C. İlim ve Fen Bilimleri Merkezleri ve Hâcegân Yıldızı
1. Uluğ Bey Rasathanesi / Özbekistan

2. Kayseri Çifte Medrese

D. Devlet Yönetim Binaları ve Hâcegân Yıldızı
1. Selçuklu Devleti Kurucusu Selçuk Bey Külliyesi

2. Aksakallıların Mezar Taşları, Ahlat / Türkiye

3. Osmanlı Devleti Yönetim Binası, Topkapı Sarayı / İstanbul

4. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Külliyesi / Ankara
5. Mısır Parlamentosu / Kahire

6. Pakistan Parlamentosu

7. Özbekistan Devlet Yönetim Binaları

8. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Yönetim Binaları

Hâce-i Hâcegân [1]
Hâcegân Vakfı Genel Başkanı
[1] Hâce-i Hâcegân: Hâcegân yolunun hocası














