KÂSIM BİN MUHAMMED (R.A.)
I. Hayatı
Emin, güvenilir, vera ve takva sahibi büyük bir fakih. Altın silsilenin, veliler zincirinin üçüncü halkası, Hz. Ebu Bekir (r.a.) Efendimizin torunu, tabiinden, tasavvuf aleminin yıldızlarından bir yıldız, Medîne-i Münevvere’deki yedi büyük âlimden biri (fukahayı seb’a), Hak ve hakîkat aşığı mubârek bir zaat.
Hicrî 30, mîlâdî 650 senesinde Hz. Osman (r.a.) ın halifeliği döneminde doğmuştur. Babası Hazret-i Ebûbekir’in (r.a.) oğlu Muhammed (r.a.) dır. Annesi İran hükümdarlarından Yezdcürd’ün kızı Sevde (r.a.) dır. Câfer-i Sâdık (r.a.) Hazretleri de, Kâsım bin Muhammed (r.a.) Hazretlerinin torunudur.
Babası Mısır’da şehîd düşünce, oğlu Kâsım (r.a.) Hazretleri altı yaşında yetim kaldı. Onun bakımını da halası Hazret-i Ayşe (r.a.) vâlidemiz üstlendi.
Amcası Abdurrahman’ın kızı Kureybe ile evlenen Kâsım bin Muhammed (r.a.) ın Abdurrahman, Ümmü Ferve, Ümmü Hakîm ve Abde adında çocukları vardı; Ca‘fer es-Sâdık (ra) kızı Ümmü Ferve (ra)’den olma torunudur.
Ömrünün son üç yılında gözleri görmeyen Kâsım bin Muhammed (r.a.) 722 yılında yetmiş iki yaşında iken bir hac ya da umre yolculuğu sırasında Kudeyd mevkiinde vefat etti ve Müşellel’de defnedildi. Vefât edeceğini anlayarak oğluna:
“–Beni, içinde namaz kıldığım, üzerimdeki şu elbiselerimle, yani gömleğim, izârım ve ridâm ile kefenleyin!” dedi. Oğlu:
“–İki kat kefen yapsak olmaz mı?” dediğinde:
“–Oğlum, dedem Hazret-i Ebûbekir de bu üç parça elbise ile kefenlendi. Bizim için ölçü onlardır. Yaşayanlar, yeni elbiseye ölülerden daha fazla muhtaç ve lâyıktır.” dedi. Vefâtından sonra insanların kendisini medhetmemesi için vasiyette bulundu.
II. Altın Silsildeki Yeri
Altın silsile dediğimiz Peygamberimizle (sav) başlayan ve Hz. Ebu Bekir Sıddîk ile devam eden bu manevi yolda Hazreti Selman’dan sonra yine Sıddîk ailesine geçti. Dedesi hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk, Peygamber efendimizden ve peygamberlerden sonra insanların en üstünü idi. Resûlullah’taki bütün üstünlükler, ilimler ve feyizler onda toplanmış ve her bakımdan üstün olmuştur. Kalbe, rûha âit ilimlerin kaynağıydı. Resûlullah’ın peygamberlik vazîfelerinden biri de, Kur’ân-ı Kerîmin mânevî hükümlerini, yâni Allahü teâlânın zâtına ve sıfatlarına âit mârifetleri, yüksek bilgileri, ümmetinin kalblerine akıtmaktı. Resûlullah (sav) efendimiz, tasavvuf ilminin bu yüksek mârifetlerinin hepsini, hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk’ın kalbine akıttı. O, ruh ilminde de bir mütehassıs oldu. Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk da Resûlullah’tan aldığı bu feyizleri, Eshâb-ı kirâmdan Selmân-ı Fârisî’nin kalbine akıttı. Rûhu yükselten ve onu besleyen bu mârifetlere, Muhammed bin Kâsım da, Selmân-ı Fârisî’nin sohbetlerinde bulunarak yetişip bir ruh mütehassısı olmuştu. Hz. Kasım’dan sonra silsile, ehl-i beyt’e intikal ederek İmam Cafer-i Sadık (ra) hazretlerine geçecektir.
III. Alim Kişiliği ve Şahsiyeti
Kâsım bin Muhammed (r.a.); emîn, güvenilir, verâ ve takvâ sahibi, yüce bir zât idi. Allah (cc) ın emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınmada onun üzerine yoktu. Kalp ve ruha ait ilimlerin kaynağı idi. Büyük bir fakih ve dînî ilimlerde imâm idi. Her hâli ile, zamanının en değerli şahsiyeti ve mürâcaat mercii idi. Mus‘ab ez-Zübeyrî, Kâsım bin Muhammed (r.a)’ı “tâbiînin hayırlılarından”, İmam Mâlik “ümmetin fakihlerinden” diye anarken Yahyâ b. Saîd Medine’de Kâsım bin Muhammed (r.a) dan daha faziletlisini görmediklerini söyler. Ebü’z-Zinâd da hadis konusunda ondan daha âlimine rastlamadığını, Zührî fetvanın Seleme b. Ekvâ‘, Kâsım bin Muhammed (r.a) ve Sâlim’de toplandığını belirtmiştir. Ali b. Medînî, zamanının en faziletlisi şeklinde tanımladığı Kâsım bin Muhammed (r.a) 200 hadisi şerif rivayet ettiğini açıklar. İbn Avn onun hadisleri harfiyen rivayet edenlerden (ashâb-ı ahruf) olduğunu söyler. İbn Maîn, Ubeydullah- Kâsım bin Muhammed (r.a) -Âişe (ra) râvi zincirini “altın yaldızlı sened” şeklinde niteler. Müslim b. Haccâc’ın çok önem verdiği Kâsım bin Muhammed (r.a) a ait rivayetler Kütüb-i Sitte’de yer almıştır. Kuvvetli bir dînî hayata, derin bir ilim ve irfâna sahipti. Muhterem dedesi Hazret-i Ebûbekir (ra) gibi himmeti âlî, akıllı, tedbirli, ümmet-i Muhammed’in işleri hususunda ciddî, kararlı ve azimli bir zât-ı muhteremdi.
IV. Ömer bin Abdülaziz Hazretleri: “Elimde olsa hilâfeti Kâsım bin Muhammed (ra)’e Bırakırdım!”
Emevi halifesi Ömer bin Abdülaziz Hazretleri: “Elimde olsa hilâfeti Kâsım bin Muhammed (ra)’e bırakırdım!” demiştir. Kâsım bin Muhammed (ra) Hazretleri, kimseyi ayıplamaz, kimsenin aleyhinde konuşmazdı. Kâsım bin Muhammed (r.a.) bir asâlet ve muhabbet timsâliydi. Dâimâ tefekkür ve haşyet hâlindeydi. Mübârek alnında secde izi vardı. Resûlullah Efendimiz’in muhabbetiyle doluydu. Efendimiz’in kabr-i şerîfini en yakından ziyaret ederek O’na duyduğu hasret ve iştiyâkını bir nebze olsun teskin edebilmeyi arzu ederdi. Nitekim bir gün Hazret-i Ayşe (ra) vâlidemize:
“–Anneciğim, bana Allah Resûlü (sav) Efendimiz’in mübârek kabrinin bulunduğu odayı açabilir misin?” diye ricâda bulunmuş, Hazret-i Ayşe (ra) de üç kabrin bulunduğu o odayı açarak ona Efendimiz’in kabr-i şerîfini göstermişti.
Âlimlerin ölüp gitmesiyle ilmin yok olmasından endişe eden Halife Ömer b. Abdülazîz, Medine Valisi Ebû Bekir b. Hazm’a bir ferman göndererek başta teyzesi Amre bint Abdurrahman ve Kâsım bin Muhammed (r.a)’in rivayetleri olmak üzere Hz. Peygamber (sav)’in hadislerini araştırıp yazmasını istemiştir. Bunun üzerine Ebû Bekir (ra)’in rivayetleri derleyip halifeye gönderdiği belirtilmektedir.
V. Dünya Onun Gözünde Zerreden Daha Kıymetsizdi
Dünyaya karşı son derece zâhid idi. Dünya onun gözünde zerreden daha kıymetsizdi. Bu sebeple, kendisine verilen 100 bin dirhem ganimet malını, hiç elini sürmeden fukarâya dağıtmıştı. Maddî sıkıntı ve ihtiyaç içinde olduğu zamanlarda bile kendisine verilen malları Allah yolunda infâk ederdi. Devamlı din kardeşlerini kendine tercih ederek îsârda bulunmuş, bol bol infâk etmiş, ancak hiçbir zaman bunların duyulmasını ve konuşulmasını istememiştir. Bu hususta konuşanları duyunca da hemen müdâhale edip konuyu değiştirmiş, üzerini kapatmıştır. İnsanlardan bir şey kabûl etmezdi. Yüksek şahsiyet ve karakteriyle, herkesin hayranlığını kazanmıştı. İnsanlar onu fiilî kıstas olarak görüp örnek alır ve hayatlarını ona göre tanzim ederlerdi. Yine Kâsım bin Muhammed (ra) dînin hem zâhirine hem de bâtınına dâir ilimleri kendinde cem ederek, bunu hâliyle, kaliyle ve örnek hayatıyla sonraki nesillere nakleden büyük bir Hak dostu idi.
Kâsım bin Muhammed (r.a) ın Mescid-i Nebevî’de ders halkası vardı. İlmi gizlemenin helâl olmadığını söyler, sorulan sorulardan bilmediklerini cevaplandırmaz, bilmiyorum diyebilirdi. Bilmediğini söyleyebilmek ilmin yarısıdır. Bir fikir beyan ettiğinde onun şahsî görüşü olduğunu ve mutlaka hakkı yansıttığını ileri sürmediğini vurgulardı. Allah Rasulü (sav) adına konuşmanın ve dini meselelerde fetva vermenin mesuliyetini en iyi şekilde bilelenlerden birisiydi.
Kâsım bin Muhammed (ra) Hazretleri, zamanının en büyük âlimlerinden olmasına rağmen, sahip olduğu mârifetullah ilmi sebebiyle dâimâ mütevâzı bir hayat yaşamıştır. Bir kişi kendisine:
“–Sâlim mi daha âlim, yoksa sen mi?” diye ısrarla sorduğunda, ne kendini medhetmiş ne de hakîkate muhâlif bir söz söylememiş, burası Salimin (bu Salim muhtemelen Hz. Ömer’in torunu olan Salim olmalıdır) evi diyerek geçiştirmiştir.