Hâcegân Yıldızı
Hâcegân Yıldızı; Türk yıldızı veya Selçuklu yıldızı diye de tanınan genelde 10 kollu olarak tercih edilen görseldeki yıldızdır.

HZ. EBÛ BEKİR-6
HAZRETİ EBÛ BEKİR (RA) ’İN HİKMETLİ SÖZLERİ
-“Allah rızâsı murâd edilmeyen sözde;
Allah yolunda harcanmayan malda;
Cehâleti hilmine gâlip gelen kimsede;
Allah için yapacağı bir işte, ayıplayanın ayıplamasından korkan kimsede hayır yoktur.”
-“Allah ile mahlûkâtından hiçbiri arasında bir nesep bağı yoktur. Hayırlara nâil olmak, kötülüklerden korunmak (ve Allâh’a yakınlık), ancak O’na itaat ve emirlerine tâbî olmakla mümkündür.”
-“Allah, kulunun amelsiz sözünden râzı olmaz.”
-“Çok söz, kişiyi unutkan yapar.”
-“Ne söylediğini, ne zaman söylediğini ve kime söylediğini iyi düşün!”
-“Allah dostları (mizaçlarına göre) üç sınıftırlar. Her üç sınıf da, üçer alâmetle bilinir:
Birinci sınıf (Hak dostları), havf (korku) hâlinde olanlardır. Bunlar; Dâimâ mütevâzıdırlar. Hayır-hasenatları ne kadar çok olsa da onu az görürler. En küçük hatâlarını bile büyük görürler.
İkinci sınıf (Hak dostları), recâ (ümit) sahibi kimselerdir. Bunlar da; Her hâl ve hareketlerinde insanlara fazîlet ve güzellikler sergileyerek örnek olurlar. Mallarını Hak yolunda sarf ederek insanların en cömertlerinden olurlar. Allâh’ın kullarına karşı dâimâ hüsn-i zan içindedirler.
Üçüncü sınıf (Hak dostları) ise, aşk ve muhabbet vecdiyle Rabbine ibadet eden (ârifler)dir. Bunlar da;Sevdikleri şeyleri (Allah için) infâk ederler. Her hâl ve hareketlerinde Allah rızâsını hedefler, bu yüzden câhillerin kınamalarına aldırmaz, onların kaba davranışlarından rahatsız olmazlar.Nefislerine ağır gelen şeyleri nefislerinin muhâlefetine rağmen îfâya çalışırlar; bütün hâl ve hareketlerinde Allâh’ın emir ve nehiylerine itaat ederler.”
-“Hakk’ı tanıyan âriflerin kölesi ol!”
-“Sana yol göstermek isteyenden hâlini gizleme! Aksi takdirde kendini aldatırsın.”
-Dört kimse Allâh’ın sâlih kullarındandır: “Tevbe eden kişiyi gördüğü zaman sevinen, Günahkârların affı için Rabbine yalvaran, Din kardeşine gıyâbında duâ eden, Kendinden muhtaç kişiye yardım ve hizmette bulunan.”
-“Bir hayrı kaçırırsan onu yakalamaya çalış, elde edince de onu geçmeye bak, daha güzelini yapmaya gayret et!”
-“İnsanlara iyilik etmek, kişiyi âfetlerden ve belâlardan muhâfaza eder.”
– “Şöhretten kaç ki şeref seni takip etsin. Ölüme karşı hazırlıklı ol ki sana hayat verilsin.”
-“Allah’tan âfiyet isteyiniz. Hiç kimseye yakînden sonra âfiyetten daha fazîletli bir şey verilmemiştir.”
– “Dünya mü’minlerin pazarı; gece ile gündüz sermâyeleri; güzel ameller ticaret malları; cennet kazançları; cehennem de zararlarıdır.”
-“Övünmekten sakının! Topraktan yaratılan, yine toprağa dönecek ve kurtlar tarafından yenilecek olan insanın övünmek neyine! O, bugün canlı, yarın ölüdür.”
– Hazret-i Sıddîk bir kimse kendisini medhedince şöyle derdi:
“Allâh’ım, Sen beni benden daha iyi bilirsin. Ben de kendimi onlardan daha iyi bilirim. Allâh’ım, beni onların zannettiğinden daha hayırlı eyle! Onların bilmediği hatâlarımı mağfiret eyle, söyledikleri sözler sebebiyle de beni hesâba çekme!”
– “Nerede herkesin hayran olduğu güzel yüzlü insanlar! Nerede gençliğine mağrur olan yiğitler! Nerede ihtişamlı şehirler kurup etrâfını yüksek surlarla çeviren hükümdarlar! Nerede harp meydanlarının mağlûbiyet tanımayan kahramanları! Zaman hepsini çürütüp yerle bir etti. Hepsi kabrin karanlıklarına gömülüp gittiler. Acele edin, acele edin! Vakit geçmeden aklınızı başınıza alın da ölüm ötesine bir an evvel hazırlanın! Kendinizi kurtarın, kendinizi kurtarın!”
Hâceganın büyüğü Hz. Ebu Bekir efendimizi tanıyıp tanıtmaya çalıştık. Yazı dizimiz burada hitama ermiştir. Rabbim himmetlerini üzerimizden eksik etmesin.
Arif GÖKTUĞ
Hâcegân Vakfı Genel Sekreteri

HÂCEGÂN YILDIZI
I. TERİM-TANIM
A. HÂCEGÂN YILDIZI, TÜRK YILDIZI, SELÇUKLU YILDIZI
Hâcegân Yıldızı; Türk yıldızı veya Selçuklu yıldızı diye de tanınan genelde 10 kollu olarak tercih edilen görseldeki yıldızdır.
B. KAPSAMI
Bu yıldızın simgelediği kişi ve durumlar şöyledir:
1. Hâcegân Yıldızının İlk İşaret Ettiği Kişi, Peygamber Efendimiz ﷺ dir. O, Baş Hâcedir, Baş Öğreticidir. Hâce-i Kainattır, Kainatın Hocasıdır.

Malum Peygamber Efendimizin ﷺ doğumunda gerçekleşen mucizelerden birisi de yeni bir yıldızın doğması hadisesidir[1]. O dönemde özellikle Yahudi ilim adamları arasında yıldız bilimi çok gelişmiş ve yaygındı. Tevratın ana kaynaklarından beslenen Yahudi ilim adamları Peygamber Efendimizin doğuşunu o gece tüm yıldızların gökten dökülüşü ve yepyeni daha önce hiç görülmemiş bir yıldızın doğuşuyla anlamışlardı[2]. Tüm yıldızların sönüp dökülmesine sebep olan ve daha önce hiç görülmemiş olan ve o gece doğan yıldız bizim Hâcegân yıldızı diye adlandırdığımız bu yıldız ile sembolize edilmiştir. Bu sebeple bu yıldız evvel emirde ilk ifade ettiği anlam Hâcelerin Hacesi, Hâce-i Kainat Muhammed Mustafa’nın ﷺ şahsıdır.
2. Hâcegân Yıldızı, Aynı Zamanda Hâce-i Kainatın Manevi Mirasına Sahip Kişileri de Simgelemektedir.
Peygamber Efendimizle doğan o yıldız kendi şahsında İslam’dır. İslam yıldızının ilk manevi mirasçıları ve temsilcileri “ashabı kiramdır“. Manevi miras onlar vasıtasıyla aktarılmıştır. Daha sonraları ehli beyt ve bu mirası gönülden gönüle bozmadan aktaran kişilerdir. Vakfın senedinde de zikredilen Hâce Ahmed Yeseviler, Hâce Abdulhalık Gucduvaniler, Hünkâr Hacı Bektaşi Veliler ve Hacı Bayramı Velilerdir. Lale üzerindeki yıldız bu kimseleri de sembolize etmektedir.
3. Hâcegân Yıldızı, Günümüzün Kâmil ve Akil İnsanları Mesabesindeki Hâcegân Vakfı Misyonuna Sahip “Zamanın Hâcesini” de İfade Eder.
Mezkür yıldız, Peygamber Efendimizin manevi mirasına sahip Hâcegân vakfı misyonuna haiz zamanın yaşayan Hâcelerini de ifade eder. Nasıl ki ilk Hâce, Hâce-i Kainat Muhammed Mustafadır. Son Hâce de bu şuur ve misyon üzerine kurulu Hâcegân Vakfı fikriyatına sahip zamanın münevver ve mütefekkir kamil insanlarıdır.
Hâcegân Vakfı, vatanı ve milletine âşık, kendi öz değerleriyle çatışmayan yeni Türkiye’nin donanımlı ve özgüvenli nesillerinin yetiştirilmesine katkıda bulunma gayreti içerisinde olan bir ocaktır. Tüm gruplara eşit mesafededir. Organik hiçbir grupla bağlantısı olmamasına rağmen tüm grupları ortak değerler çatısı altında bir olmaya çağıran misyona sahiptir. Bu fikriyat İslam’ın üst çatısıdır. Tüm insanlığı bağrına basacak kapasiteye sahiptir.
Tıpkı, Hâce Ahmet Yesevi, Hâce Abdulhalık Gucdüvani, Hacı Bektaş Veli ve Hacı Bayram Veli fikriyatı gibi.
…..
“Hararet nârda’dır, sac’da değildir,
Kerâmet baştadır, tâc’da değildir.
Her ne arar isen, kendinde ara,
Kudüs’te, Mekke’de, Hâc’da değildir.
Sakın, bir kimsenin gönlünü yıkma,
Gerçek erenlerin sözünden çıkma.
Eğer insan isen ölmezsin, korkma,
Aşığı kurt yemez, uc’da değildir.”
(Hünkâr Hacı Bektaş Veli)
…..
Bu cepheden bakıldığında yıldız aynı zamanda Hâcegân Vakfı misyonunu taşıyan zamanın Hâceleri mesabesindeki kâmil insanlarını da simgelemektedir.
4. Hâcegân Yıldızı, Aynı Zamanda Türkiye Cumhuriyetini de İfade Etmektedir.
Güneş gibi doğan bu yıldız, Türkiye Cumhuriyetini temsil eder. Yıldızın güneş gibi doğuşu, Allahu Tealanın muradı ilahisi doğrultusunda Hâcegânın kutlu fikriyatıyla yeniden özüne dönen ve geleceğin yükselen gücü olacak yeni Türkiye Cumhuriyetinin doğuşunu ifade etmektedir.
II. HÂCEGÂN YILDIZININ KULLANILDIĞI ALANLAR

Bu bölümde Hâcegân Yıldızı diye tanımladığımız, Hâcegân Vakfının ambleminde de kullanılan, Türk yıldızı veya Selçuklu yıldızı diye de bilinen yıldızın kullanıldığı alanlardan bahsetmek istiyoruz. Çoğunlukla orijinal 8, 10 veya 12 kollu yıldız kullanılmakta ise de yıldız üzerinde çok sayıda tasarımların olduğu, bazen sadece ortada yer alan köşeli yıldızın bazen de ilk bakıldığında yıldızı hatırlatacak nitelikte çeşitli tasarımlar başta olmak üzere sadece kollardan müteşekkil figürlerin dahi kullanıldığı görülmektedir.
Hâcelikte, Hâce-i kainat olan Efendimizin (sav) sadece bir yönü değil, devlet adamlığı, komutanlığı, zahir ve manevi tüm yönleri temsil edildiği için Hâcegân yıldızının, devlet idaresiyle ilgili kimi yerlerde, bilim ve astroloji merkezlerinde, çoğunlukla cami ve büyük hak dostlarının türbelerinde ve kapılarında kullanıldığı dikkat çekmektedir. Özellikle bu yıldızın kapılarda kullanılması yaygındır. Demek istenmektedir ki hak ve hakikat kapısı burasıdır. Hak ve hakikatin yıldızı buradadır. Şifre gibidir Hâcegân yıldızı. Bu şifreyle kapılar açılır. Edeple işaret edilen kapılardan girilir. Bu kapılar bize ve tüm insanlığa dünya ve ahiret mutluluğunu açar.
Şimdi Hâcegân yıldızı dediğimiz Türk yıldızı veya Selçuklu yıldızı diye bilinen bu sembolün kullanıldığı mekanlardan bazılarına bakacak olursak:
A. Dini Mekanlar ve Hâcegân Yıldızı
1. Kabe-i Muazzama / Mekke


2. Ravzai Mutahhara / Medine


3. Mescidi Aksa, Kudüs / Filistin


4. Ayasofya Cami Kebir/ İstanbul

5. Ulucami / Bursa

B. İslam Medeniyetinin Yetiştirdiği büyük İnsanlar ve Hâcegân Yıldızı
1. Eba Eyyüb El Ensari (ra) Türbesi / İstanbul

2. İmam Buhari Kabri / Özbekistan

3. İmamı Azam Ebu Hanife Külliyesi, Bağdat / Irak

4. İmamı Şafi Kabri / Mısır


5. İmamı Maturidiye / Özbekistan

6. Hâce Ahmed Yesevi Külliyesi / Kazakistan

7. Hâce Abdulhâlık Gucduvani Külliyesi / Özbekistan


8. Ubeydullahı Ahrâr Türbesi / Özbekistan

9. Şahı Nakşibend Külliyesi / Özbekistan

10. Somuncu Baba Türbesi / Malatya

11. Hacı Bektaşi Veli Türbesi / Nevşehir

12. Hacı Bayramı Veli Külliyesi / Ankara


13. Muhyiddini Arabi Türbesi / Suriye


C. İlim ve Fen Bilimleri Merkezleri ve Hâcegân Yıldızı
1. Uluğ Bey Rasathanesi / Özbekistan

2. Kayseri Çifte Medrese

D. Devlet Yönetim Binaları ve Hâcegân Yıldızı
1. Selçuklu Devleti Kurucusu Selçuk Bey Külliyesi

2. Aksakallıların Mezar Taşları, Ahlat / Türkiye

3. Osmanlı Devleti Yönetim Binası, Topkapı Sarayı / İstanbul

4. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Külliyesi / Ankara
5. Mısır Parlamentosu / Kahire

6. Pakistan Parlamentosu

7. Özbekistan Devlet Yönetim Binaları

8. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Yönetim Binaları

Hâce-i Hâcegân [1]
Hâcegân Vakfı Genel Başkanı
[1] Hâce-i Hâcegân: Hâcegân yolunun hocası
GÜLZÂR-I SAMİNİ MEKTUBÂTTAN
“Sil gönül âyinesin, pâk et özün,
Cânib-i Mevlâ’ya tut her dem yüzün,
Rûz-u şeb zikr ile Hakk olsun sözün,
Hâb ü gaflet niceye dek, aç gözün,
Mürşid ara kendine, bir çâre kıl,
Levh-i dilden mâsivâ nakşını sil,
Rabbini bilmek dilersen, nefsini bil,
Hâb ü gaflet nice dek, aç gözün.”
Gaflet ve cehil insana âr’dır, râzı olmayasınız. Zikir ve irfân ve muhabbet insana en büyük devlet ve kârdır. Ehl-i zikr ve huzûr olmaya himmet buyurasınız ki, Hakk’dan mahrûm ve mahcûb kalmayasınız. “Allah’ü Teâla’nın ahlâkı ile ahlaklanınız.’’ hadîsiyle ciddî gayret kılmanızı tavsiye eylerim.
Bâkî, hazreti Hakk ve erenler ve pîrim Hâce Sâminî hazretleri muîn ve nasîriniz olsun, birâderim.
Ves selâmü aleyküm evvelen ve âhırân.
Hâk-i der-i Hâce Sâminî
. İmam
Osman Bedrüddîn bin Selmân
27 Teşrîn-i Sânî 1331 / 10 Aralık 1915

ALLÂH (CC) BİR ŞEYİ MURÂD ETTİĞİNDE SEBEPLERİNİ HAZIRLAR
“Allâh ü Teâlâ bir şeyi murâd ettiğinde sebeplerini hazırlar” hadîs-i şerîfi medlûl-ü münîfince, biz kendisi için olduğumuzda, O da bizim için olur ve kendisine âid olan şey için de, haddü- hayâle gelmeyen esbâb-ı hayriyyeyi (hayırlı sebebleri) tehiyye buyurur (hazır eder). Vallâhü muvaffak vel-mu’în.
Bu babda âciz gibi bir bîçârenin himmetine müracaat buyuruyorsunuz ki, bu iki taraflı olmak ister. Biz o meydanın ricâli değiliz. Ve bu âcizin elinden gelir bir şey değildir. Ancak bu babda iki istinâd edeceğim (dayanacağım) hâl vardır ki, inşâallah ü Teâlâ bunlarla muvaffakiyet elverir ümidindeyim. İki halden birisi; bu fakîr bâb-ı evliyânın (evliyâ kapısının) bir bende-i hakiriyim. Husûsen tarîka-i nakşibendiyyenin bendegânından biriyim. Onların himemât, füyûzât ve berekâtiyle bu asıl husûle gelir. Halden İkincisi de, zât-ı fadîlânenizin (fazîletli zâtınızın) hâlisâne niyyeti bu matlubların hayr âra-i husûl olmasına karîben sebeb-i yegâne (yakın olarak tek bir sebeb) olur da, bi-Avnullâhi Teâlâ (Allâh ü Teâlâ’nın yardımıyla) o murâda zafer buluruz.
Bâkî, herhalde Hakk ve erenler hazerâtı mu’în ve naşiriniz olsun, azizim.
Ves selâmü aleyküm evvelen ve âhıran.
Hâk-i der-i Hâce Sâminî
İmam
Osman Bedrüddîn bin Selmân
13 Cemâzil-âhır 1336 / 26 Mart 1918

HZ. EBÛ BEKİR-5
Zühd ve Takva Cephesi
Hazreti Ebu Bekir (ra), Efendimizin ﷺ zahir mana tam ve mükemmil mirasçıları olduğu için onun hangi yönünü incelerseniz sizi mürebbisi Peygamber Efendimize götürecektir. Cihadı, mücadelesi, vefası, anlayışı, her biri ayrı ayrı bizler için örneklerle doludur. Bu bölümde de Hazret-i Ebûbekir Efendimizin Zühd ve takva yönünden bazı numune örnekleri alarak bu yönüne ışık tutmaya çalışacağız.
Ebu Bekir Efendimiz halîfeliği döneminde de, önceki mütevâzı ve zâhidâne hayatına devam etti. Daha evvel çevresindeki yetim kızların koyunlarını sağıverir, ihtiyaçlarını karşılardı. Halîfe olduktan sonra komşuları, artık onun meşgalelerinin artacağını, belki hayat şartlarının değişeceğini, artık bu hizmetleri göremeyeceğini düşünmüşlerdi. Ancak değişen bir şey olmadı. O, aynı mütevâzı hâliyle yetimlerin koyunlarını sağmaya ve ihtiyaçlarını bizzat karşılamaya devam etti.
Cenâb-ı Hak böylesine güzel bir ahlâka sahip olan kullarını medhederek şöyle buyurur:
“Rahmân’ın (has) kulları, yeryüzünde tevâzû ve vakar ile yürürler.”
Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuşlardır:
“Ümmetim içinde ümmetime karşı en merhametli olan kişi, Ebûbekir’dir.” Hazret-i Sıddîk, kalbindeki yumuşaklık, lûtuf, şefkat ve merhameti sebebiyle “Evvâh” lâkabıyla da anılırdı.
Bir gün Resûlullah ﷺ, ashâb-ı kirâmın arasında otururken, bir kişi gelip Hazret-i Ebûbekir’e hakaret ederek onu üzdü. Ancak Ebûbekir (ra) sükût edip cevap vermedi. O kimse ikinci defa aynı şekilde hakaret ederek eziyet verdi. Ebûbekir (ra) yine sükût etti. Adam üçüncü sefer de hakaret edince, Hazret-i Ebûbekir ona hak ettiği cevâbı verdi. Bunun üzerine Allah Resûlü hemen kalkıp yürüdü. Hazret-i Ebûbekir de hemen ardından yetişerek:
“Ey Allâh’ın Resûlü, yoksa bana darıldınız mı?” dedi. Allah Resûlü:
“Hayır, darılmadım. Semâdan bir melek inmiş, o kimsenin sana söylediklerini yalanlıyor, senin adına ona cevap veriyordu. Sen karşılık verip intikamını alınca melek gitti, onun yerine şeytan geldi. Bir yere şeytan gelince ben orada durmam!” buyurdular.
Hazret-i Ebûbekir (ra) şöyle buyurmuştur:
“İnsanları iki kısım gördüm. Kimisi dünyayı ister, kimisi âhireti ister. Ben ise Mevlâyı tercih ettim… İslâm’a girdiğimde beni iki amel karşıladı; dünya ameli ve âhiret ameli. Ben dâimâ âhiret amelini tercih ettim…”
Halîfeliğinden önce de sonra da aslâ dünyaya meyletmedi. Tıpkı Resûlullah gibi, bütün arzusu; âhiret yolculuğunu, ilâhî vuslat iştiyâkı içinde gönül huzûruyla tamamlamaktı. Bu sebepledir ki vefâtına yakın, büyük bir istiğnâ hâli içinde, kendisine âit bir arazinin satılıp halîfeliği müddetince zarûreten aldığı maaşların devlet hazinesine geri ödenmesini vasiyet etti.
Ölüm döşeğindeyken de kızı Hazret-i Aişe’ye, sütünü içtikleri deveyi, içinde elbise boyadığı kabı ve giydiği kadife elbiseyi vefâtından sonra Hazret-i Ömer’e teslim etmesini vasiyet etti. Gerekçe olarak da bunlardan, müslümanların işleriyle meşgul olurken istifâde ettiğini söyledi. Âişe vâlidemiz de babasının vefâtından sonra, bunları yeni halîfe Hazret-i Ömer’e teslim etti. Bu eşyâları teslim alan Hazret-i Ömer:
“Ey Ebûbekir! Allâh’ın rahmeti senin üzerine olsun! Senden sonra gelenleri çok müşkül durumda bıraktın!” dedi.
Hazret-i Ebûbekir (ra) şu samimî niyazda bulunurdu:
“Allâh’ım! Ömrümün en hayırlı devresi sonu, amellerimin en hayırlı kısmı neticeleri, günlerimin en hayırlısı da Sana kavuştuğum gün olsun.”
İbn-i Ömer’in (ra) rivâyetine göre Hazret-i Ebûbekir’in (ra) vefâtına sebep olan şey, onun Resûlullah Efendimiz’in vefâtından duyduğu derin üzüntüdür. Hakîkaten o, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in vefâtına o kadar üzülmüştü ki, mübârek vücudu eriye eriye iyice zayıfladı ve nihâyet vefât etti.
Hazret-i Aişe şöyle anlatır:
“Vefât ettiği hastalığı esnâsında babam Ebûbekir’in yanına girdim. Bana:
«Peygamber Efendimiz’i kaç parça bez ile kefenlediniz?» diye sordu.
«Gömlek ile başlık olmaksızın, üç parça beyaz pamuk bez ile kefenledik.» dedim.
«Nebî hangi gün vefât etmişti?»
«Pazartesi»
«Bugün günlerden ne?»
«Pazartesi.»
«Benim vefâtımın da şu an ile gece arasında olmasını ümid ediyorum!» dedi.
«Eğer bu gece ölürsem beni yarına bekletmeyiniz! Zira benim için gün ve gecelerin en sevimlisi, Resûlullah’a en yakın olanıdır!» dedi.
Son sözleri şu âyet-i kerîmedeki niyâz olmuştu:
“…(Allâh’ım!) Canımı Müslüman olarak al ve beni sâlihler zümresine ilhâk eyle!”

AHİR ZAMAN
40. Âhir Zaman
Hz. Ebû Bekir (ra) Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki: “Biz öyle bir zamandayız ki İlâhî emirlerin dokuzunu yapıp, yalnız birini terketsek pek büyük hatâ etmiş oluruz. Bizden sonrakiler ise emirlerin dokuzunu terkedip yalnız birini işleseler pek çok sevaba nâil olurlar.” Bu emrin hükmü en ziyâde zamanımıza şâmil olmak lâzım gelir. Zîrâ zamanımızdaki gibi İslâmiyete karşı lâübâlilik, kayıtsızlık zuhûru hiç bir zamanda olmamıştır.
41. Emre İttibâ’ın Fazileti
Bir keresinde Cebrail (as) , dörtbin senede iki rekât namaz kılar ve “acaba bu benim kıldığım namaz gibi hiçbir kimse namaz kılabilmiş midir?” diye hatırına getirince Cenâb-ı Hak buyurur ki: “Âhir zamanda gelecek olan Muhammed Ümmeti’nin huzursuz ve bin türlü noksan ve kusurla kıldıkları iki rekât namaz İnd-i İlâhiyemde senin bu kıldığın iki rekât namazdan daha ziyâde hayırlı ve makbuldür. Çünkü, ben sana böyle bir namaz kıl diye emretmedim. Fakat onlara emretmiş ve mükellef kılmışımdır. Onların emre ittibâları dolayısıyla, kıldıkları ve kılacakları namaz, bana çok makbuldür.” İşte emre ittibâda böyle büyük bir şeref vardır.
42. Kimin İmânına Şaşılır
Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz bir gün Sahâbe-i Kirâm Hazretlerine sual buyurmuşlar ki: “Kimin îmanına şaşılır?” Onlar da: “Yâ Rasûlallah, meleklerin îmânına şaşılır” diye arzetmişler. Hz. Peygamber (sav) : “Hayır onlar Cenâb-ı Hakk’ı görürler ve bilirler. Onların Cenâb-ı Hakk’a îmân etmeleri kolaydır” buyururlar. Sahâbe: “Peygamberlerin îmânına şaşılır” diye arzetmişler. Peygamberimiz (sav) : “Hayır, onlara da Cebrâil Aleyhisselâm gelir, vahiy nazil olur. Peygamberân-ı izamın (yakînleri ziyâde olduğundan onların imanına da şaşılmaz.”
Sahabe: “Yâ Rasûlallah bizim îmânımıza şaşılır” diye arzettiklerinde, Peygamberimiz (sav) : “Hayır, sizin de îmânınıza şaşılmaz. Çünkü siz beni ve mucizelerimi gördünüz ve görüyorsunuz” buyurdu. Sahâbe: “Yâ Rasûlallah peki kimin îmânına şaşılır” diye arz ve istifsar ettiklerinde, Peygamberimiz (sav) : “Âhir zamanda benim ümmetimden gelenlerin îmânına şaşılır ki, bunlar Allah’ı bilmezler, beni ve mucizelerimi de görmediler. Onlar gayba îman getirdiler. İşte bunların îmânı pek taaccübe şayandır. Bunlar benim ihvânımdır. Bunlara pek ziyâde müştakım. Aah, bunları bir görsem” diye emr ü ferman buyururlar. Hattâ sahâbe-i güzin hazerâti: “Yâ Rasûlallah, biz de senin kardeşlerin değil miyiz?” diye sornuşlar. Peygamber Efendimiz (sav): “Hayır, onlar benim kardeşlerimdir, siz benim ashâbımsınız” diye emir buyurmuşlardır.
Aman biz kendi kadrimizi çok bilelim. O Habîb-i Hûdâ’ya ve Şefî-i rûz-ı Cezâ’ya, Rahmetenli’l-âlemîn, Fahrü’l-mürselîn Efendimiz hazretlerine kardeş olmanın kadr ve şerefini bilip ona göre amel edelim[1] .
[1] Hâce Osman Bedruddîn Erzurumî, Gülzâr-ı Sâminî Sohbetler, 40., 41. ve 42 sohbetler, Hâcegan Vakfı Yayınları, Ankara 2025.

HZ. EBÛ BEKİR-4
Bir gün Allah Resûlü ﷺ, yanındaki sahâbîlere:
“İçinizde bugün kim oruçludur?”
“Bugün kim bir cenâze namazına iştirâk etti?”
“Bugün kim bir yoksulu doyurdu?”
“Bugün bir hasta ziyaretinde bulunanınız var mı?” diye sualler sormuştu. Bunların hepsine de Ebûbekir (r.a.) müsbet cevap verdi. Bunun üzerine Allah Resûlü şöyle buyurdular:
“Kim bu sâlih amelleri bir araya getirirse, o mutlakâ Cennet’e girer.”
Hz. Ebûbekir (r.a.) bir gün Resûlullah Efendimiz’e:
“Yâ Resûlâllah! Bana bir duâ öğretiniz de onu namazımda okuyayım!” dedi.
Allah Resûlü de ona, “Şöyle duâ et!” buyurdular:
“Allâh’ım! Ben kendime çok zulmettim. Günahları bağışlayacak ise yalnız Sen’sin. Öyleyse tükenmez lûtfunla beni bağışla, bana merhamet et. Çünkü affı sonsuz, merhameti nihâyetsiz olan, yalnız Sen’sin!”
Hazret-i Ebûbekir (r.a.) ile Ömer (r.a.), Peygamber Efendimiz’in gözü ve kulağı mesâbesindeydiler. Resûlullah onlar hakkında:
“Benden sonra Ebûbekir ve Ömer’e tâbî olunuz!” buyurmuşlardı.
Bir kadın, Peygamber Efendimiz’e gelip bir meselesini arz etmişti. Allah Resûlü de ona bâzı tavsiyelerde bulunmuş, bunları yaptıktan sonra tekrar kendisine gelmesini söylemişti. Kadın:
“Ey Allâh’ın Resûlü, geldiğimde Siz’i bulamazsam ne yapayım?” diye sordu. Bu sözüyle Efendimiz’in vefâtını kastediyordu. Resûlullah:
“Beni bulamazsan Ebûbekir’e git!” buyurdular.
Hz. Ebûbekir’in (r.a.) Hutbesi
Resûlullah Efendimiz ﷺ vefât ettiğinde, Ensâr ve Muhâcirler, Sakîfe’de Hazret-i Ebûbekir’e (r.a.) bey’at ettiler. Bir gün sonra umûmî bir bey’at daha oldu ve Peygamberlerden sonra insanlığın en hayırlısı olan Hazret-i Sıddîk insanlara şöyle hitâb etti:
“Ey insanlar! En sâlihiniz olmadığım hâlde sizin başınıza halîfe seçilmiş bulunuyorum. Şayet vazifemi hakkıyla yaparsam bana yardım ediniz! Yanlış hareket edersem beni îkâz ediniz! Doğruluk, emin bir şahsiyet olmanın göstergesidir. Yalan ise hıyânettir. Zayıf olanınız hakkını alıncaya kadar benim yanımda en güçlünüzdür. Güçlü olanınız da kendisinden hak sahibinin hakkını alıncaya kadar benim nazarımda en zayıfınızdır.
Bir millet Allah yolunda cihâdı terk ederse zillete dûçâr olur. İnsanlar arasında kötülük yayılırsa Allah o millete umûmî bir belâ verir. Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat ettiğim müddetçe bana itaat ediniz! Şayet Allâh’a ve Resûlü’nün emirlerine riâyette kusur gösterirsem bana itaat etmeniz söz konusu olamaz. Haydi, namazımızı kılalım, Allâh’ın rahmeti üzerinize olsun.”
Hazret-i Ebûbekir (r.a.) daha sonraki bir hutbesinde de şöyle buyurdu:
“Vallâhi benim hiçbir gün ve gecede kesinlikle idâreciliğe arzu ve rağbetim olmadı! Allah Teâlâ’dan ne gizlice ne de açıktan böyle bir şey istemedim! Lâkin insanların başıboş kaldığı o ortamda fitne çıkmasından korktum. (Mes’ûliyet endişesiyle vazifeyi kabûl ettim.) Yoksa idârecilikte benim için rahat yoktur. Boynuma öyle büyük bir iş yüklendi ki, Allah Teâlâ’nın yardımı olmadan onu yapacak ne gücüm var ne de imkânım! Şu anda benim yerimde, idârecilik hususunda insanların en kuvvetlisinin bulunmasını ne kadar isterdim!”
Muhâcirler Hazret-i Ebûbekir’in (r.a.) bu samimî sözlerini gönülden kabûllendiler. Hazret-i Ali ile Zübeyr de yeni halîfeyi takdir ederek şöyle buyurdular:
“…Hazret-i Ebûbekir, Resûlullah Efendimiz’den sonra bu işe insanların en fazla hak sahibi olanıdır. Zira o, Efendimiz’in hicret esnâsında gizlendiği mağaradaki yegâne arkadaşıdır. Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de kendisinden «ikinin ikincisi» diye bahsetmiştir. Biz onun şerefini, büyüklüğünü biliyoruz. Resûlullah hayattayken ona, imamlığa geçip insanlara namaz kıldırmasını emretmiştir.”
Resûlullah Efendimiz’in vefâtından bir ay sonraki bir hutbesinde ise Ebûbekir (r.a.) şöyle buyurdu:
“Arzu etmediğim hâlde hilâfet vazifesine getirildim. Vallâhi, benim yerime bir başkasının bu vazifeyi üzerine almasını ne kadar isterdim! Dikkat edin! Benden, size Resûlullah gibi davranmamı beklerseniz, buna gücüm yetmez! Zira O, Cenâb-ı Hakk’ın kendisine vahiy ikram ettiği ve yanlışlardan mâsum kıldığı bir zât idi. Ben ise sizin gibi bir insanım, herhangi birinizden daha hayırlı da değilim. Beni murâkabe/kontrol edin, istikâmet üzere olursam bana tâbî olun, ayağım kayarsa beni düzeltin!..”
Bu ifâdeler, Resûlullah Efendimiz’in güzel ahlâkının Hazret-i Ebûbekir’deki akisleridir. Onun ne kadar mütevâzı ve Sünnet-i Seniyye’ye bağlı bir Allah ve Resûlullah dostu olduğunun en bâriz göstergesidir.
(…/ Devam edecek)

