SELMÂN-I FÂRİSÎ (R.A)-2
Bir gün Selmân, (r.a.) bahçede sahibinin işinde çalışmakla meşguldü. Sahibinin bir akrabasının, öteden söylenerek geldiğini gördü: “Allah belasını versin! N’oldu, biliyor musun?” Selmân’la (r.a.) sahibi dikkat kesildiler, “N’oldu?” dedi, “Mekke’de peygamber olduğunu söyleyen bir adam var ya, kalkmış, buraya gelmiş. Kuba’da. Evs ve Hazrec kabilesi de başına toplanmışlar kalabalık, etrafına toplanmış, anlattıklarını dinliyordu. Bundan böyle bize huzur yok!” diye cevap verdi. Selmân, (r.a.) hummaya tutulmuş hasta gibi titredi. Ürpertiyle yığılıp kaldı. Sahibinin kollarına düşüyordu nerdeyse. “Ne dedin, ne dedin?” diye heyecan ve hayretini, sevinç ve neşesini gizleyemedi. Köle olduğunu unutmuştu. Sahibi “sana ne” sen bir kölesin, git işine bak diye dayak attı. Selmân (r.a.) hiçbir şey hissetmiyordu. Akşam hava kararınca gizlice Kuba’nın yolunu tuttu. Resûlullah’ın huzurundaydı artık. Son Peygambere kavuşma hasretiyle baba servetini, dünya rahatını terk edip diyar diyar dolaşarak Medine’ye ulaşan bir iman eriydi. Selman (r.a.) efendimiz, araya araya gelen bir köleydi. Medinede kuba da müslüman olduğunda 40’ lı yaşlarda olduğunu söylüyor sahabe efendilerimiz.
Söylenen alametleri onda bulacak mıydı? Rahibin ona söylediği Peygamberlik ölçülerini onda görebilecek miydi? Kimseye bir şey diyemiyordu. Ama gönlü mutmain olmak istiyordu. Bunun için biriktirdiği hurmaları yanına alıp gelmişti. Allah Resulünün (sav) huzuruna vardı ve “Sizin salih bir insan olduğunuzu duydum. Yanımda biriktirdiğim bir miktar sadakam var, lütfen kabul eder misiniz?” Allah’ın Resûl’ü, (sav) sadakayı aldı, yanındaki sahabilere dağıttı. Selmân’ın (r.a.) vakti yoktu. Müsaade isteyip ayrıldı. Kalbindeki düğümlerden biri daha çözülmüştü. Tekrar bir şeyler biriktirmeye başladı. O sıra Resûlullah’ın (sav) Medine’ye geldiğini öğrendi. Sadakayı yemeyen Resûlullah’ın, (sav) hediyeden yeyip yemeyeceğini öğrenmek istiyordu. Bir yolunu bulup aceleyle Allah’ın Resûl’ünün (sav) huzuruna vardı. “Bu sefer arz ettiğim, bir hediye olarak hazırlanmıştır.” dedi. Resûlullah, (a.s.m.) hediye olarak getirilen yiyecekten “Bismillah!” diyerek yedi ve yanındaki sahabilere de yemeleri için verdi. Böylece bir başka sır daha çözülmüştü. Her defasında kendisini ona daha yakınlaşmış, daha bağlanmış hissediyordu. Bu hissedişle içinde engin bir sevinç dalgasının çağıldayışını duyuyordu.
Şimdi sıra, rahibin üçüncü söylediğine, “Nübüvvet Mührü”ne gelmişti. Bunu nasıl yapacak, nasıl öğrenecekti? İki kürek kemiği arasını nasıl görebilecekti? Tereddüt ve üzüntüyle dolu iken, Resûlullah’ın (sav) Baki Kabristanı’nda olduğunu haber aldı. Peygamberimiz, (sav) vefat eden bir sahabinin cenazesi için buraya gelmiş bulunuyordu. Selmân (r.a.) fırsatı kaçırmak istemedi. Hemen koşup kabristana vardı. Resûlullah’ı (sav) sahabilerle sohbet ederken buldu. Resûlullah’ın (sav) üzerinde iki parçalı ihram elbisesi bulunuyordu. Selmân (r.a.) selam verip Resûlullah’ın (sav) arka tarafına geçmek istedi. Resûlullah (sav) Selmân’ın (r.a.) meraklı ve telaşlı hâlini sezdi ve hemen ridasını sıyırarak sırtındaki “Nübüvvet Mührü”nü görmesini sağladı. Nübüvvet mührünü gören Selman (r.a.) üzerine kapandı ve onu doyasıya öptü. Selmân,(r.a.) Resûlullah’ın (sav) ayaklarına kapanıp hıçkırıklarla ağladı. Ruhunda kaynaşan, kalbinde çağlayan bütün varlığını, var oluşunu kuşatan İlahî vecd ve heyecan, ruhunun penceresi olan gözlerinden damla damla yaş hâlinde toprağa dökülüyordu. Onun karşısında kendi varlığını unutmuştu. Resûlullah’ın (sav) “Bu tarafa dön!” hitabıyla kendine geldi.
Hz. Selmân (r.a.), Müslüman olduktan sonra hürriyete kavuşmuştu. Ama köleliği sona ermemişti. Hicretin 5. yılına kadar, yakasını kölelikten kurtaramadı. Peygamberimizin (s.a.v.) emri üzerine özgürlüğüne karşın ne istediği hususunu Yahudi sahibine açtı oda Hz. Selmân’ın (r.a.) veremeyeceğine inandığı ağır bir bedel istedi. Şayet meyve verir hâle gelecek şekilde 300 tane hurma ağacı, ayrıca 40 ukiyye (600 dirhem) altın verirse onu serbest bırakacaktı. Bu, normal şartlar altında kısa zamanda mümkün olmayan bir şeydi. Peygamberimiz (sav) bunu haber alınca, Ashâb’a, “Kardeşinize yardım ediniz.” buyurdu. Sahabiler güçleri nispetinde yardımda bulundular, hurma fideleri getirerek Hz. Selmân’a verdiler. 300 fide tamamlandığında Peygamberimiz, (sav) Selmân’a (r.a.) hitaben, “Bunların çukurlarını kazdıktan sonra bana haber ver.” buyurdu. Sahabilerin de yardımıyla çukurlar kısa zamanda hazırlandı. Tamam olunca da Peygamberimize (sav) haber verildi. Resûlullah (sav) gelerek mübarek elleriyle hurma fidelerini teker teker dikti. Fidanlar daha o yıl hurma verdi. Böylece Hz. Selmân’ın (r.a.) borcunun bir kısmı Müslümanların yardımı, Peygamber Efendimizin (sav) mucizesiyle ödenmiş oldu. Borcun diğer yarısı için bir mucize daha gerçekleşti. Peygamberimiz (sav) bir gün Ashâbı ile birlikte otururken sahabilerden birisi elinde yumurta büyüklüğündeki bir altını tasadduk etmesi için Peygamberimize (sav) sundu. Bir kölenin hürriyetine kavuşması için verilen sadakanın fakire verilen sadakadan daha üstün olduğunu beyan buyuran Peygamberimiz, (sav) Hz. Selmân’ı (r.a.) çağırtıp elindeki altını Hz. Selmân’a (r.a.) uzattı. “Bu altını al, borcunu öde.” buyurdu. Hz. Selmân, “Yâ Resûlallah! Bu altın, Yahudi’nin istediği ağırlıkta değil!” deyince de şöyle buyurdu:
“Al bunu, Cenâb-ı Hak bununla senin hakkını öder.”
Hz. Selmân diyor ki: “Allah’a yemin ederim ki, o altını tarttım, tam istenilen miktarda geldi. Götürdüm, onu efendime verdim ve böylece kölelikten kurduldum.” Rabbimiz Selman’ın (r.a.) halis niyeti, ilmi, hizmetleri, fedakarlığına mükafat olarak Peygamber (sav) efendimizin bu mucizelerini ihsan buyurmuştur.
…/…
