İNSAN-I KÂMİLE YAKÎN OLMAK, CENAB-I HAKKA YAKÎN OLMAKTIR
Zâhiriyle insan, âlem-i sağîr (küçük âlem) ve kâinat ise âlem-i kebîr (büyük âlem)dir. Alem-i sağîr âlem-i kebîrin bir misâli, bir nümûnesidir. Fakat Allah’ın halîfesi olması yönünden (küçük âlem), (büyük âlemden) daha büyüktür. Eğer insandan daha kâmil, daha mükerrem, daha üstün, daha şerefli, daha bilgili başka bir şey olsaydı Cenâb-ı Hak, Habîb-i Ekremini o şekil ve o surette yaratırdı. Yine bu dinden daha kâmil daha toplayıcı ve üstün bir din olsaydı Hz. Allah Hâtemü’l-Enbiyâ Mahbûb-i Kibriyâ Efendimiz Hazretlerini o din üzere gönderirdi.
Hulâsa bu peygambere ümmet olmak, bu dine mensûb olmak İlâhî ni’metlerin en büyüklerindendir. Bu ni’metin pek büyük olan kıymet ve değerini bilmek lâzımdır. Nefis hem Allah’a hem de bize düşmandır. İnsan nasıl olur da düşmanının tarafını tutar, onu sevindirir? Ve bize pek müştâk olduğunu emir buyurmuş olan Peygamberimiz Efendimiz Hazretlerini üzer. Cenâb-ı Hakk da kullarının kendisini bilmelerine ve kendisiyle olmalarına müştâktır. Belki yaratılışın gayesi de budur.
Sonra üzerimize lâzım olmayan şeyleri ne düşüneceğiz ne de söyleyeceğiz. Söylersek mutlaka hayır (iyi) söyliyeceğiz. Sonra ihtiyacımızı bilerek insân-ı kâmillerle beraber olmağa çalışacağız. Onların sohbetine can atacağız. Onları pek ziyâde sevip, emirlerini can ile baş ile îfâ etmeye koşacağız. Zîrâ bu muhterem zevâtın bakışları kimyâdır.[1] Daha doğrusu, nazarları Nazar-ı İlâhî gibidir. Onlara takarrüb (yakîn olmak) Cenâb-ı Hakk’a takarrübdür. Her feyiz ve kemâl bunlara yaklaşmakla elde edilir. Ülü’l-elbâb = akıl sâhipleri bunlardır. Cenâb-ı Rabbü’l-âlemîn Kur’ân-ı Kerîm’de akıllıların kimler olduğunu ta’rif buyuruyor: “Onlar (o selim akıl sahipleri öyle insanlardır ki) ayakta iken otururken, yanlan üstünde (yatar) iken (hep) Allah ’ı hatırlayıp anarlar…[2]
“Onlar söze (dikkatle) kulak verirler de onun en güzeline uyarlar. İşte bunlar Allah’ın kendilerine hidâyet ettiği kimselerdir, işte bunlar temiz akıl sahipleri olanların ta kendileridir.” [3]
Bizim de böyle yapmamız lâzımdır. Evliyâullah’ın isri (yolu) böyledir.
Cenâb-ı Hakk heryerde hâzır ve nâzırdır. Zâhirimizi, bâtınımızı bilir. Sırlar ve zamâire vâkıf, bize bizden yakındır. Zâhirî haram ve günahlar olsun, batınî kusur ve eksikler olsun, bunları böyle bize bizden yakın olan Zât-ı zül-celâl Hazretlerine karşı işlemek büyük cür’et ve pek büyük cehâlet eseri ve gaflettir. Bu cihetleri ziyâde tefekkür ve teemmül etmek icâbeder[4].
[1] Kimya: Eskiden normal madenleri altına çevirme sanatına verilen isimdir.
[2] Âl-i İmran, 3/191.
[3] Zümer, 39/18.
[4] Gülzâr-ı Samini Sohbetler; Hâce Osman Bedruddin Erzurûmî, Ocak 2025 Ankara, Hâcegân Vakfı Yayınları, 94. Sohbet, s.134.
